RÖPORTAJLAR

Röportaj Tarihi: 27.04.2018 Cuma 09:40:00

Başarıyı getirecek en önemli koşul yetkinlik

Başarıyı getirecek en önemli koşul yetkinlik

KONUK: Servet TOPALOĞLU

RÖPORTAJ: Özlem İnci SESÜREN

Perakende sektörünün duayeni Servet Topaloğlu ile sektörü enine boyuna değerlendirdik.

Servet Bey isminizi perakende sektörünün duayeni olarak duyuyoruz. Bu konudan bahsedebilir miyiz?

Eski CEO’ların hepsi duayen konumunda, biz de herhalde oraya girdik, çok teşekkür ederim. Sektöre giriş 1997 yılı, dolayısıyla o da organize perakende sektörünün en hızlı şekilde büyümeye başladığı yıl, milatlara yakın bir dönem. Onun avantajı olsa gerek. Tabii ilk oluşumda yer almak güzel bir şey. Bir de uluslararası bir kuruluşla başlamak tabii benim büyük şansımdı. Siemens’teydim. Bu sektörde görev almadan önce Türk Siemens’te Mali ve Ticari İşlerden Sorumlu Genel Müdürdüm. Yani teknik kökenliyim, zaten mühendisim. Metro’ya bağlı Real, hipermarket sektöründe Türkiye’de çok büyük yatırım kararı almıştı. Hipermarketler o zamanın en kazanan formatı. Bir mağaza açıldığı zaman yollar tıkanıyor, kıyamet kopuyor. Türkiye’nin 1997-98’li yılları. Dolayısıyla genel müdür olarak sektöre girdim. Galiba genel müdür olarak sektöre giren ilk sektör dışı kişiyim, öyle denilebilir. Almanlar ile birlikte bu işi yaptık.

Genel Müdür Yardımcıları Alman’dı. Dolayısıyla bir yanda hem yöneticilik yaparken diğer yandan da işi aynı anda öğrendik. “Training on the job” diye tabir edilen bir tarzda oldu. İyi bir iş birliği oldu. Ondan sonra da zaten sektörde kalıp bildiğiniz gibi, neredeyse girmediğimiz hiçbir delik kalmadı. Her formatta görev aldım. Daha ileriki yıllarda süpermarket formatında da, discount formatında da görev aldım. Real’den sonra Tansaş ve Macro Center’lar, daha sonra CarrefourSA. CarrefourSA o dönemler Gima’yı satın almıştı. O entegrasyon sürecinde katkı sağlamaya çalıştım. En son olarak BİM’in ikinci formatı olan File formatını ilk dakikadan itibaren arkadaşlarla birlikte yarattık. Dolayısıyla biraz önce dediğim gibi hipermarket, süpermarket ve discount formatlarında sektöre katkıda bulunmaya çalıştım.

Uzmanlık alanlarınızı kitaplarınızla taçlandırdınız. Biraz da kitabınızdan bahsedelim.



Kitabın diğer kitaplara göre şu özelliği var, derleme bir kitap değil. Yani kitap okunarak veya kaynaklar taranarak hazırlanmış klasik bir kitap değil. Tamamen yaşananlara dayalı ve sayılarla beslenmiş. Çünkü çalıştığım şirketler halka açık şirketlerdi, dolayısıyla sayılar gizli değildi. Açıklanan sayılardı. Özellikle Tansaş dönemi, Macro Center döneminde mali piyasalarla ve diğer piyasalarla oldukça şeffaftık. Dolayısıyla onları dokümante etmek istedim. Söylediklerimiz yaptığımızın birer delili olarak, kitapta yer alıyor. Yani sadece güzel laflar, güzel sloganlar yok, onun yanında işe nasıl başladık ve nasıl bitirdik, hangi sayılar vardı, sonra o sayılar ne oldu, onları da kapsıyor. Kitabın ikinci farklılığı da, daha doğrusu yapmak istediğim de, perakende sektörü tabii ki Türkiye’de geleneksel ağırlıklı bir sektör. Hala da % 50’si gelenekseldir. Hala organizenin payı % 50 civarındadır. Bu illa kötü bir şey demek değil. Fakat verimlilik adına ve sektörün büyümesi adına organize perakende çok daha teşvik edilmesi gereken bir alan. Orada elimden geldiği kadar şunu vurgulamak istedim. Perakende aslında çok derin ve multidisipliner alan. Öyle dıştan göründüğü gibi birinin malını alıp dükkana koyup başkasına satma alanı değil. Yani sadece bir ticaret değil. Mühendislik unsurları, marka yönetimi, markalaşma çok ciddi derecede var ve kurumsal yönetim veya iyi yönetim çok önemli bir şekilde var. Bunların hepsini kapsayan multidisipliner bir alan. Dolayısıyla pratik bilgi ve sahadaki el yordamıyla yapılan işler ve ticaret genleri çok önemli olmakla birlikte, biraz kep yalamışlık da gerekiyor. Dolayısıyla bunların hepsinin harmanlanmasıyla oluşan bir bilim alanı. Kitapta özellikle onu vurguladım. Çünkü Türkiye’nin en büyük sektörüdür perakende pazarı.

Türkiye’de her gün bu 80 milyon kişi bir şekilde alışveriş yapıyor. İlk başta cazip bir alan gibi görünüyor. Çünkü mal peşin satılıyor. En azından kredi kartıyla alınıyor. Kredi kartını anında nakite çevirebiliyorsunuz. Dolayısıyla kasada her zaman para var. Mallarınızı da vadeli alıyorsunuz iki ay, üç ay, dört ay, beş ay… Dolayısıyla kasanızda sürekli para var. Çok hoş bir şey. Biz buna negatif işletme sermayesi diyoruz. Ama o para sizin değil. Borçlarınızı o paralarla ödeyeceksiniz. Dükkanı açtığınız anda kasa çalışmaya başlıyor. Bir mağaza açayım, arkasından 10 mağaza açayım, 20, 100... Ne kadar çok mağaza açarsanız kasalar o kadar şişiyor, paralar o kadar artıyor. Çok cazip görünüyor, bu alanda canlar yanabiliyor. Yani olaya sadece ticaret mantığıyla bakarsanız. Durumun böyle olmadığını, buzulun korkunç derecede bir altı olduğunu kitapta göstermeye çalıştım. Alt kısmı aslında en az o görünen kısım kadar önemli. Belki daha önemli. Orada da biraz mühendislik unsurları, markalaşma unsurları, yönetim, iyi yönetim unsurlarına dikkat etmeniz lazım. Onların üzerine de tabii ticareti koyacaksınız. Ticaret mantığı olmadan bu iş çok donuk kalır. Bütün o silsile başlı başına bir bilim alanı, multidisipliner bir alan. Bunu dilim döndüğü kadar kaleme dökmeye çalıştım.

Sizin deneyimlerinizden yararlanmak amaçlı soralım, perakende sektöründe başarıyı getirebilecek en önemli koşul nedir?

Bence yetkinlik. Yani perakende şirketinin yetkin kadrolar tarafından yönetilmesi konusu en önemli faktördür. Yetkinlik derken üç konuda iyi olmaktan geçiyor yetkinlik: Bir tanesi yapmış olduğunuz faaliyet konusundaki uzmanlığınız. İkincisi sosyal yetkinlik yani insanlarla ilişkiniz, iş ortaklarınızla ilişkileriniz.

Tedarikçileriniz, tabii ki müşterileriniz, çalışanlarınız, çevre, eğer ilginiz varsa kamu yönetimleri... Buralardaki ilişkilerinizde kuvvetli olmanız lazım. Diplomasi yeteneğiniz, buna sosyal yetkinlik diyelim. Üçüncü kısım da öz yetkinlik. Kişi olarak bir şeyi isteme ve o istediğiniz şeyi gerçekleştirebilmek için gerekenleri yapabilme kabiliyetiniz. Disiplin, çalışkanlık, planlama, programlama, o planı takip edebilme, ölçebilme yetkinlikleriniz, öz yetkinlikleriniz. Bu üçünün oluştuğu kişiler yetkin kişilerdir, bunların oluşturdukları kadrolar yetkin kadrolardır. Yetkin kadrolar, en iyi lokasyonu da bulurlar, en iyi ürünleri de bulurlar, en iyi fiyatları da bulurlar, en iyi değerleri de yaratırlar, en iyi inovasyonları da yaratırlar ve etrafa örnek olurlar. Gıpta edilebilecek şirketler yaratırlar, gıpta edilecek konuma gelirler. Yetkin kadrolardan sonra önemli olan ikinci konu, müşteri ihtiyaçlarına göre en iyi çözümleri bulmak ve bunu en hesaplı şekliyle müşterilere sunmaktır. Dikkat ederseniz iki bacağı var hem en iyi hem en hesaplı. Bence yetkinlikten sonra perakende alanındaki ikinci önemsediğim konu da bu. Aslında yetkin kadrolar zaten bunları da yapar.

Türkiye temsilcisi olduğunuz Nort Holding’den bahsedelim. Türkiye’ye yönelik hedefleri var mı?

Nort Holding Hannover merkezli Alman bir private quality. Yani özel girişim fonları. Bunlar şirket satın alırlar, şirketi büyütürler ve aldıkları fiyattan daha yüksek fiyata satarlar. Nort Holding Almanya’nın en eski private quality’lerinden. Bugüne kadar iki yüze yakın şirket satın alıp satmışlar. Son on yılda başarıları nedeniyle biraz gözlerini yurt dışına da dikmiş olan bir şirket. Ama son derece temkinli. Benim Doğan Gazetecilik’te İcra Kurulu Başkanlığım esnasında, Doğan Gazetecilik’in satış sürecinde teklif veren konsorsiyumun içindelerdi, öyle tanışmıştık. Türkiye’ye ilgi duyuyorlardı. Sonra o konsorsiyum Doğan Gazetecilik’i alamadı, başka bir yere satıldı. Dediler ki, ‘Bizim Türkiye’ye ilgimiz var, oradaki temsilcimiz olur musunuz? Bizim orada yatırım yapma ihtimalimiz olabilir’. Büyük bir memnuniyetle kabul ettik. Zaten çok uzun yıllar Alman şirketlerinde görev aldım ve üniversiteyi de Almanya’da okudum. Dolayısıyla Nort Holding’in Türkiye’de henüz bir yatırımı yok fakat bünyelerinde bulunan şirketler, bunlar ağırlıklı olarak sanayi şirketleridir, perakende değildir. Türkiye’de bazı faaliyetleri oluyor, ben de onlara katkı sağlıyorum.

Son olarak Food Time Dergisi ve GidaGundemi.com takipçilerine ne söylemek istersiniz?

Sektördeki kaliteyi ve yetkinliği artırmamız lazım. O bakımdan da yazılı ve görsel medya, entelektüel birikim çok çok önemli. Kaliteli ortamlar yaratmak, kaliteli görüşmeler yapmak, kaliteli yayınlar okumak çok çok önemli. O bakımdan bu faaliyetlerinizi şiddetle destekliyorum. Arz kaliteli olacak ki talebi yaratsın. Gördüğüm kadarıyla siz de bu alanda bu uğraşıyı veriyorsunuz. Kaliteli bir arz yapmak ve karşılığında bir talep yaratmayı düşünüyorsunuz. Biz de elimizden gelen desteği veriyoruz. Bundan sonra da memnuniyetle veririz. Yolunuz açık olsun. Sektöre bu kadar hakim ve söz sahibi Servet Bey’in gıda ürünlerinin tarladan sofraya gelene kadar artan fiyatlardan perakendecilerin sorumlu tutulması, Türkiye’de gıda sektöründe perakende alanındaki büyümeyi engelleyen unsurlar, perakende sektöründeki rekabetin gıda fiyatları üzerinde etkisi, gıda alanındaki e-ticaret ve daha fazlası hakkında verdiği bilgileri FoodTimeDergi.com’dan bulabilirsiniz.