Sol Reklam Banner
RÖPORTAJ
Röportaj Tarihi : 22.06.2016 Çarşamba 12:35:53    |    Güncelleme : 22.06.2016 Çarşamba 14:00:00

Helal Gıda

Helal Gıda

Konuk: Hüseyin Kami Büyüközer

Her geçen gün önem kazanan HELÂL konusunda üretim yapanların da, tüketicilerin de bildikleri yetersiz kalabiliyor. Derin ve araştırılması gereken bir konu. Helâl nedir? Katkı maddesi helâl midir? Her sertifika yeterli midir? Kim, neye göre belgelendiriliyor? Merak edilen tüm soruları GİMDES Başkanı Hüseyin Kami BÜYÜKÖZER’e sorduk.

Helâl ve Helâl sertifikayı tanımlar mısınız?

Helâl, tamamen dini bir kavram ve İslam’ın insanlara bahşettiği bir kavram. Allah’ın kelamına göre, deniliyor ki; ‘Helâl, Allah’ın izin verdiği, meşru kıldığı her şey bu kelime ile ifade ediliyor. Dolayısıyla helâl dediğimiz zaman herhangi bir insanın, herhangi bir kimsenin, herhangi bir okulun, herhangi bir meşrebin ortaya getirdiği bir kelime değil. Dolayısıyla bu kelimenin manasını kimse keyfine göre, arzusuna göre değiştiremez. Helâl gıda dediğimiz zamanda, mutlaka Allah’ın izin verdiği, meşru kıldığı bir gıdadan bahsediyoruz demektir. Global bir dünyadayız, bu üretimi yapan insanlar çeşit çeşit düşüncelere, ideolojilere sahipler. Dolayısıyla bir Müslümanın yiyebileceği gıdanın kontrolü yapıldıktan sonra onun izin verilir bir gıda haline geldiğini tevsik etmek içinde bir belge verilmesi gerekiyor. Ona da helâl sertifika, helâl gıda sertifikası diyoruz. Bu ikisini birleştirdiğimiz zaman demek ki, bu ikisini Allah’ın Kuran’ı Kerim’inde belirttiği netlikte, nitelikte, evsafta olduğunu tespit etmiş oluyoruz ve belgelendirmiş oluyoruz. Dolayısıyla bu çok önemli bir keyfiyet. Neden? 2 milyar Müslüman var dünyada. Bu 2 milyar Müslümanın en azından Kuran’daki bu ifadeye göre, her gün yediği içtiği gıdaların helâl olmasını sağlaması gerekiyor. Ama üretim proseslerinin bu kadar güçlü sermayelerin elinde olması sebebiyle, Müslümanlar bu kontrol etme mekanizmasını büyük ölçüde kaybetti. Şimdi biz yeniden o kontrolü toparlamak için çalışmalar yapıyoruz. Biz Türkiye’de yapıyoruz. Afganistan’da, Malezya’da, Endonezya’da, Avrupa’da, Amerika’da farklı gruplar bu çalışmaları yapıyor. Çeşit çeşit Müslümanlar bu arayışın içerisinde. 

GİMDES Nasıl Kuruldu? Çalışma Alanları Nelerdir?

Dernek, bu gayeyi gerçekleştirmek üzere aynı inanca sahip insanların bir araya geldiği bir kuruluş. Dünyada demokratik şartlarda olan ülkelerde genellikle bu türlü etkinlikler yapılıyor. Bizde de, yani Türkiye’de bu etkinliği yapabilmek için bir araya gelmiş insanlar, sistemin kanunlarına uygun olarak mevzuatını hazırladı, tüzüğünü hazırladı, müracaat etti ve GİMDES kısa yazılışıyla bir dernek kuruldu. Açılımı, Gıda ve İhtiyaç Maddelerini Denetleme ve Sertifikalama Araştırmaları Derneği. Ama tabi bu dernek statüsü yetmedi. Çünkü, bizim dernek statümüzde ticari değil de, bir takım akçalı işler yapma şekilde bir sistemi yok. Onun için derneğe bağlı olarak bir iktisadi işletme kurmamız icap etti. Çünkü uluslararası nitelikte olunca dünyaya, çeşitli ülkelere sertifika vermemiz gerekiyordu. Onun için de GİMDES Helâl Ürünleri Araştırma Enstitüsü diye bir enstitü kurduk. GİMDES’e bağlı olarak. Bu ikili sistem ile bugün bütün dünyaya, bütün dünyadaki İslami kuruluşların kabul ettiği hatta tercih ettiği bir sertifikalama kurumu haline geldik. 2009’dan beri, yaklaşık olarak bütün dünyada 450 firmanın 10bin çeşit ürününün helâl sertifikası ile dünya üzerinde dolaşır bir duruma geldi.

Helâl Sertifikaya neden ihtiyaç duyulmaktadır? ISO ve HACCP ile bağlantısı nedir?

ISO ve HACCP İslami düşüncenin dışında, tamamen dünyevi menfaat hesaplarına göre yapılmış kalite standartları. Hiçbir zaman ne ISO ne HACCP Müslümanların diyetini sağlayacak, diyetine uygun bir standart ortaya koymadı. Mesela güya kaliteli olsun diye standart yapılıyor ama Müslümanın diyetine uygun bir ayrım yapılmıyor. Kaliteli bir şekilde domuz yetiştirebilirsiniz, kaliteli bir şekilde domuz sucuğu yapabilirsiniz ve bu standarda göre belgelenebilirsiniz. Dolayısıyla HACCP veya ISO dediğiniz zaman, dini farklılıkları, tercihleri ayıran bir sistem olmadığı için bizimle alaka kurabileceğimiz bir standart sistemi değil. Müslümanların Helâl ve Tayyip standardı HACCP’i de, ISO’u da içine alır. Dünya kalite şartlarını içine alır. Ama hiçbir zaman ISO bir Helâl ve Tayyip standardını içine alamaz. Dolayısıyla bu farkı iyi bilmemiz lazım. ISO almak için çalışan insanlar var, sadece dünyevi kalite şartlarını yerine getirmiş olur. Ama Müslümanların daha doğrusu Allah’ın istediği standarda uygun üretim yapmak istiyorsa, Helâl ve Tayyip standarda uygun bir kalite belgesi alması gerekir. 

Sertifikalandırmayı nasıl yapıyorsunuz? Bünyenizdeki ekip nasıl çalışıyor? Her konuda uzman bulunuyor mu?

Bu konunun uzmanı olmadan, bu masa başında yapılacak bir iş değil. Maalesef bugün bunun sahibi olmadığı için, Türkiye’de hatta dünyada Müslümanların bu hakkını koruyacak bir merci olmadığı için, aklına esen, keyfine göre masa başında belgeler veriyor. Türkiye’de de dünyanın başka köşelerinde de bu şekilde belgelendirme yapanlar var. Tabi bunlarla mücadele ediyoruz, etmek zorundayız. Çünkü, Müslümanların bu hakkı kutsal bir haktır. Cenab-ı Hak Kuran’ı Kerim’in 168. Ayetinden Bakara süresinde buyuruyor; “Ey insanlar, Helâl ve Tayyip olan gıdalarla beslenin. Aksine hareket ederseniz şeytanın adımlarına uymuş olursunuz, o da size dost değil”. Bu Ayet-i Kerime bize çok önemli bir mesaj veriyor. Bir kere başlarken “eyyühennas” ile başlıyor, yani “ey insanlar” yani “ey müminler” demiyor. Ey insanlar, dünyaya gelmiş, gelecek bütün insanlar için hitap diyor. Diyor ki, benim nimetlerimden, benim yarattığım nimetlerden Helâl ve Tayyip olanlarını tüketin ve aksine uyup da şeytanın adımlarına uymayın. Dolayısıyla, bütün insanlara hitap ettiği bu Ayet-i Kerime Müslümanlar için artık kutsal bir kavram haline geliyor. Yani olmazsa olmaz noktasına getiriyor. Bir Müslüman olmazsa olmaz, Helâl ve Tayyip bir hayat sistemine, yaşam sistemine kendini uydurmak zorunda. Dolayısıyla bizim bunu gerçekleştirmek için, bilim ve imkanlarını kullanmamız gerekir. Çünkü masa başında bunu halletmemiz mümkün değil. Bir gıdanın Helâl ve Tayyip olduğunu tespit edebilmemiz için, görmemiz, tahlil etmemiz lazım, üretim proseslerini incelememiz gerekir. Bütün bu şartları yerine getirmeden, biz böyle bir belge tanzim etmeye kalkıştığımız takdirde biz bir şaki yani insanların haklarını gasp eden bir hırsız konumuna geliriz. Dolayısıyla, buna tevessül eden bilsin ki, Allah’ın gazabına uğrar. Çünkü Ayet-i Kerime’ye karşı bir hareket yapmış olur. Buna çok dikkat edilmesi gerekiyor, bizim bu işi gerçekleştirebilmek için Gıda Mühendisleri, Kimya Mühendisleri, Biyologlar, Veterinerler, Ziraat Mühendisleri, gibi teknik elemanları mutlaka yetiştirmemiz gerekir. Fıkıh yani İslam dinine uyup uymadığını delilleriyle, ayetlerle açıklayabilecek din bilginlerine ihtiyacımız var. Bu kadroyla bu işi yapmak için görevli olarak yollara çıkmış insanlarız, bir kurumuz. GİMDES dediğimiz zaman oturduğu yerde ezbere konuşan bir kurum değil, mutlaka yaptığı çalışmanın hesabını verebilecek anlayışta çalışmalar yapması gerekiyor ki, bunu sağlayabilmek için tabi kadrosunu ona göre tanzim etmesi lazım. Bilelim ki bugün Gıda Mühendisleri, Kimya Mühendisleri, Veterinerler olsun İslamı bilmiş olarak mezun olmuyorlar. Maalesef batı kültürü mekanizması içerisinde çalışan eğitim kurumlarımız, bir Gıda Mühendisinin Müslümanlara hitaben yapacağı çalışmalar icabı dinini de bilmesi, dini şartlarını bilmesi gerekirken, bilmeden mezun oluyor. İşyerlerinde Kimya Mühendislerine, Gıda Mühendislerine ürettiği, kontrol ettiği gıdalarla ilgili sorular sorulduğunda, genellikle İslami açıklama imkanına sahip değil. Bu sebeple, bizim mutlaka bu bilgileri veren, öğrenmiş personel ile çalışmamız gerekir. Bize gerekli olan elemanları tespit ederken onlara en az beş gün aralıksız bir eğitim uyguluyoruz, eğitiyoruz ve ondan sonra imtihandan geçiriyoruz, oda yetmiyor beş defa daha önce öğrenmiş uygulamaları yapmış bir elemanımızın nezaretinde beş defa firmalara gidip uygulama yapmasını şart koşuyoruz. Onun sonucunda, onun müstakil vereceği bir rapora, GİMDES itibar edecek bir duruma geliyor. 

Gördüğümüz her helâl sertifikasına inanmalı mıyız? Sertifikaları parayla veren firmalar olduğu yönünde bilgiler var. Tüketici doğruyu yanlışı nasıl ayıracak?

Bunun için bir espri yapayım. Gördüğünüz her sakallıyı dedeniz diye eline sarılıyor musunuz? Demek ki, her sertifikaya da bu maksatla bakmamız lazım. Acaba hakiki helâl sertifikalı mı, değil mi? Bunu bilmemiz, araştırmamız lazım. Bilgi çok önemli. Tüketici de olsan bilmek zorundasın. Yaptığın işin bilgisine sahip olman lazım. Allah böyle emretmiş, böyle yaratmış. Akıl, nizam, göz, kulak, ağız, kalp vermiş. Bütün bu uzuvlarımızla bilmek zorundayız, bilmediğimiz bir işi yapmayacağız. Bilmediğimiz bir gıdayı yemeyeceğiz, sorgulayacağız. Belki bize zarar verecek. Zaten bir Ayet-i Kerime’de Cenabı Hak Helâlen Tayyiben diyor. Yani sadece helâl ile işi bırakmıyor. Türk kamuoyu maalesef Helâli biliyor da, bu Tayyip kelimesini karıştırıyor. Halbuki bu Tayyip çok önemli kelime. 1400 yıl evvel nasıl bu Ayet-i Kerime Helâl ile birlikte yayınlanmışsa, nazil olmuşsa bu Tayyip kelimesi de aynı dönemde gelmiş bilmemiz lazım. Tayyip, kaliteyi gösteriyor. Yüksek bir kaliteyi tarif ediyor. Sağlıklı, temiz, hijyen ve bugün bu türlü niteliği anlatmak için kullandığımız kelimelerin hepsi bu Tayyip kelimesinde toplanmış. Arapçanın özelliğinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla bir kelimeyle bizim bu gün standardımızı anlatmak için kullanacağımız kelimelerin hepsini bir kelimeyle hallediyor. Demek ki, Helâl ve Tayyip dendiği zaman Allah’ın yenmesine izin verdiği sağlıklı, hijyen, kaliteli bir gıdayı söylüyoruz demektir. Kullandığımız bütün bu kelimeleri Helâlen Tayyiben ile hallediyoruz. Buna alışacağız, öğreneceğiz çünkü bize bir kolaylık sağlıyor. Dolayısıyla, Tayyip şartlarına uygun gıdalar üreteceğiz, ürettireceğiz ve bütün Müslümanların hatta bütün insanların o şekilde hazırlanmış ürünleri yemelerini sağlayacağız. Bizim böyle bir vecibemiz var. Madem ki bütün insanlara hitap eden böyle bir emir gelmiş, bu emri kim gerçekleştirmek isterse Allah’ın rızasını kazanmış olur, sevabını kazanmış olur. En çok hileye uğramış, en çok kayba uğramış bugün bu insanların yeme içmelerinin olduğunu kabul etmemiz lazım. Dini inançları olmasın, bütün insanlar kaliteli gıda yemek istiyor. Uzmanlar diyor ki, bugün yediğimiz içtiğimiz gıdaların yüzünden hastalıklar, kanser, kalp hastalıkları, şeker hastalıkları vs. bize musallat oldu. Uzmanlara göre, sağlığımızı tehdit eden hastalıkların %60’ı gıda kaynaklıdır. Göz göre göre bizi %60 nispetinden hasta eden gıdalarla devam etmek akıl işi midir, akılsızlık işi midir? Onun için iyi düşünmemiz lazım ve insanları doğru istikamette yönlendirmemiz lazım. GİMDES böyle bir işi yapmaya çalışıyor…

Bir firma Helâl Belgesi almaya hak kazandıktan sonraki süreç nasıl işliyor? Belgeyi alması yeterli oluyor mu?

Belge alma işi, bu işin %20’lik kısmı. %80’lik kısmı ondan sonra başlıyor. İşletme bir yıllık sertifika almışsa, o bir yıl boyunca GİMDES ne zaman isterse gece-gündüz, hafta içi-hafta sonu olsun, kapılarını GİMDES’e açmak zorunda. Sözleşmemiz böyle başlıyor. Yani biz istediğimiz anda işletmeye girip üretimi kontrol edebileceğiz. Üretimi kontrol ettikten sonra aldığımız numuneleri istediğimiz laboratuvara götürüp tahlil yaptırabileceğiz. Dolayısıyla bu mekanizma çalıştığı müddetçe biz o gıdayı devamlı takip ediyoruz demektir. Takip etmekle mükellef olduğumuzu böylece ilan etmiş oluyoruz. Hatta kesimhanelerde bu da yetmiyor. Bir kesimhane bizden sertifika almak istiyorsa, kesimhanelerinde mutlaka bizim merkezimizden seyredebileceğimiz bir kamera sistemini kurması gerekiyor. Bunu kurmamışsa bizden sertifika alamaz. Çünkü kesimhane çok daha hayati öneme sahip. Bizim dinimizde bir kesimin, bir hayvanın etinin Helâl ve Tayyip şartlı olabilmesi için öncelikle kendisinin helâl yenen hayvanlardan biri olması lazım. Mesela domuz, istediğiniz kadar onu en hijyen, en temiz, en kaliteli şartlarda hazırlayın ve kesin, o Müslüman için hem haram hem necis durumdadır, yiyemez. Ama sığır, koyun veya tavuk eğer usulüne uygun kesilirse, Müslümanların yiyebileceği gıdalardır. Ama bunlarında kesim şartlarının kontrol altında olması lazım. Kasapların mutlaka Müslüman olması lazım. Keserken mutlaka el ile ve bıçakla kesmesi lazım ve onunda besmele çekerek kesmesi gerektiğini eğitimlerle veriyoruz. Dolayısıyla kesimhaneleri prosedürleri, şartları çok olduğu için kamera sistemi ile gece-gündüz kontrol edebilecek şekilde bir sisteme bağlanmış oluyoruz. 

Gimdes’den helâl belge almak zor mu? Diğer belgelendirme firmalarından farkınız nedir?

Belge almak isteyen firma az önce anlattığım çerçeve içerisinde zorluğu göze alıyor. Çünkü Müslümanın bu hakkı çok önemli. Cennete gitmek için can atarız, ama diyor ki Cenab-ı Hak cennet ucuz değil. Hakkını, değerini vermek zorundasın. Onun için şimdi aynı şekilde; kesen adamda cennete gitmek istiyorsa, Müslümanın kursağına girecek et parçasını mutlaka Helâl şartlarda kesip götürmesi lazım. Bu sistem bizi kaliteli ve insan sorumluluğuna teslim edecek bir sistem, dolayısıyla sistem bütün dünyadaki insanlar için elzem, gerekli ve faydalı bir sistemdir. Onun için zorluğu var, tabi her zorluğun bir kolaylığı da vardır. Çünkü Cenab-ı Hak öyle diyor, her zorluğun mutlaka bir kolaylığı var ve bizim o kolaylığa talip olarak çalışmamız lazım.

Yurtiçindeki tüketiciler Helâl Belge konusunda ne kadar bilinçli? Tercih edilmesinde bir artış var mı? 

İnsanlara acaba ne kadar bu Helâli anlatabiliyoruz. Şu anda maalesef bilinçsizlik büyük çoğunlukta. Bugün dünyada aynı şeyler var. Bizim yaptığımız hesaplara göre bütün Müslümanların Helâl gıda ihtiyacı yıllık 860milyar$. Yine bizim hesaplarımıza göre %14’ü gerçekleşiyor. %86’sı hala şu anda şüpheli durumda. Yani %100 haramdır diyemem ama en azından şüpheli durumdadır. Peygamberimiz (SAV) bu şüpheli olma durumu içinde çok net söylemiş: ‘Helâl belli haramda belli ama bunun ikisi arasından bir şüpheliler alanı vardır. Siz siz olun bu şüpheliler alanına girmeyin. Girerseniz hem iffetinizi hem de dilinizi zarara uğratırsınız.’ Bu Hadis-i Şerif debize çok önemli vurgu yapıyor. Demek ki, sadece Helâl olması yetmiyor, sadece haram olduğunu bilmemiz yetmiyor, ikisi arasında şüpheli durumlar olabiliyor. Öyle gıdalar var ki, dıştan baktığınız zaman Helâl. Poğaça-börek. Dıştan baktığınız zaman un, tuz, şekerden ibarettir. Ama bugün dünyada bir katkı sistemi var. Öyle katkılar üretmişler ki; domuzun kılından, insanın saçından, pankreasından, kemiğinden, derisinden öyle maddeler üretiyorlar ki, o maddeleri toz halinde gıdaların üretim esnasında proseslerinde kullanıyorlar. Proseste kolaylık sağladığı için, üretici kullanmayı tercih ediyor. Ama insanların hem dini inancına hem de sağlığına zarar verebilecek durumda. O halde şüpheli olma sıfatına karşı GİMDES bu konuda çalışmalar yapmak zorunda. Sadece Helâl haram çizgisinde değil, acaba sağlığımıza zararlı olabilir mi diye konuyu da araştırmak zorunda kalıyor.

Yurtdışı taleplerinde herhangi bir firmanın belgesi olması yetiyor mu? Yoksa yurtdışı taleplerinde de belgenin nasıl alındığı önemli mi? 

Kesinlikle önemli. Helâl sertifikalama sisteminde sürdürülebilirlik çok önemli. Eğer başından Müslümanın sofrasına gelinceye kadar ki bütün bu seyahat boyunca, bir halkada kontrolsüzlük varsa o sistem Helâl değildir. GİMDES bir Helâl belgesi vermişse, o belgenin işaret ettiği gıdanın ilk noktasından son market noktasına kadar yürütülen bütün çalışmaların hepsi Helâl kontrolünde olması lazım. Dışarıdan da olabilir içeriden de olabilir. Dışarıdan olduğu zaman ya bizzat GİMDES gidip denetim yapacak veya itimat ettiği, inandığı bir mahalli dış Helâl sertifika kurumunun çalışmasına itibar edecek. Sistem ancak bu şekilde yürütülüyorsa olur. Bizim Rusya’da, Azerbaycan’da, Güney Kore’de Helâl sertifika verdiğimiz firmalar var. Bu firmalar yurt içindeki sertifika alan firmanın muhatap olduğu bütün şartlara uymak zorunda. Aniden bizim denetim yapma kararımız olmuşsa gidiyoruz. Denetim kapısını açmak zorundalar. Bu şartları sözleşmemizde garanti altına alıyoruz. Ama gidemediğimiz zamanda gerek Avrupa’da, gerek Amerika’da, gerek başka ülkede güvendiğimiz sertifika kurumları var. Onların yaptığı çalışmalarla bizim önümüze kadar gelen bir gıda maddesi varsa, onun belgesi ile ön sorgulama yaptıktan sonra girişine izin veriyoruz ve üretimini yapıyor.
GDO’lu ürünler ile Helâl Sertifikanın durumu nedir? Çünkü, işlenmiş ürünlerde hammadde olarak GDO’lu ürün kullanıldığında bilinmeyebilir.
Kesinlikle biz GDO’lu hammaddelere izim vermiyoruz. Çünkü biraz evvel Peygamber efendimizin Hadis-i Şerifini naklettim, en azında şüpheli durumda. Ne dünyadaki fıkıh uleması ne de teknik bilim adamları GDO’lu ürünlerin insanlara %100 faydalı olduğunu, hizmet ettiğini bize bildiremediler. Her birinin şüpheli bir tarafını ortaya koyuyorlar, dolayısıyla biz GDO’lu ürünlere izin vermiyoruz. Mikrobiyel mertebesinde olsun makrobiyel mertebesinde olsun hiçbir ürüne GDO’lu karışımlar varsa ona sertifika vermiyoruz. Canlı hayvanda olsa, herhangi bir tohumda olsa, bütün bu olaylarda kesinlikle GDO’ya izin vermiyoruz. Mesela GDO’lu mısıra izin vermiyoruz. GDO sistemi de araştırıldığı zaman görülecek ki, dünyayı ifsat etmek için çalışan bir ırk insanlarına verilmiş. Yahudiler tarafından dünyaya bu GDO’lu ürünler büyük reklamlarla iyi gösterilmeye çalışılıyor. 

Organik olmayan ürünlere de “organik” damgası vuruluyor. Helâl belgesi verirken organik olup olmadığını araştırıyor musunuz?

Biz organiği kabul etmiyoruz. Batı, İslam ile müşerref olamadığı için, en fazla kendi kurduğu sistemin sıkıntılarından kurtulmak için organiği icat etti. Batı kendi meydana getirdiği yapıdan şikayetçi olduğu için, bununla kendini kurtarmaya çalışıyor. Mevcut sistemi meydana getiren batı. Bu katkı maddeli sistem, GDO’lu sistem, kimyasallı sistem, bunların kurucuları batı. Avrupa, Amerika, batı mantalitesine sahip insanlar yani kapitalist anlayışla hareket eden bu sistem, insanların sıkıntılarını görünce organik gıdayı ortaya getirdi. Organik gıdada hiçbir zaman tohum ya da, canlı hayvanın ilk yapısını(cenin) incelemiyor. Tohumun GDO’lu olup olmaması onu ilgilendirmiyor. Bir hayvanın ilk hücresinin GDO’lu olup olmaması onu ilgilendirmiyor. Halbuki helâl gıdada bu çok önemli. Kesinlikle bizde tohum GDO’lu olmayacak. Hayvanın yetiştirilmesine sebep olan ilk hücrede mutlaka GDO’suz olmak mecburiyetinde. Dolayısıyla organik gıda veya organik kelimesini biz şu anda ciddiyete dayanan kelime olarak görmüyoruz. Çünkü kendileri de inanmıyor. GDO’dan kurtulmak için geldiklerini, organiğin ihtiyaçlarını karşılamadığını dile getiriyorlar. Kendilerinin de yayınları var.

Bir dönem Çin’de üretilen domuz etlerinin üzerinde Helâl damgası olduğunu basından takip etmiştik. Bazı firmalarda sirke ve şarap aynı tesiste üretiliyor. Bunlar hakkında düşüncelerinizi ve uygulamalarınızı öğrenebilir miyiz?

Bir eliyle haram işleyen bir adamın, Helâl ürettiği ürüne bizim sertifika vermemizin mantığı yok. O haramı terk etmesi lazım. Ondan sonra meseleye bakmamız lazım. Öyle meyve suyu fabrikaları var ki hemen yanı başlarından şarap fabrikaları da var. Marka ismi söylemek istemiyorum ama maalesef biz o firmaya sertifika vermiyoruz. Bir kere insanları zehirlemek için, ifsat etmek için kurduğun o fabrikayı kapat, ondan sonra meyve suyunu inceleyelim ve Helâl sertifika verelim. 

Yine çok gündem oluşturan bir konu olan Jelatin hakkında da konuşalım. Domuz kılından üretilen jelatinin kullanılmayıp balıktan üretilen jelatinin kullanılması konuşulurken, bunun da yengeç veya kabuklulardan elde edildiği söylendi. Siz ne diyorsunuz?

Bunların hepsi gerçekle ilgisi olmayan ifadeler. Maalesef halkın arasında bu söylemler yaygın. Sebebi bilgisizlik. Halbuki Müslümanlıkta bilgi çok kutsal, önemli bir değer taşı. İnsan akıl sahibi olduğu için mutlaka bilmek zorunda, doğruyu bilmek zorunda. Şimdi jelatin kıldan üretilmez. Tamamen kemik veya derilerden daha doğrusu proteinden elde edilir. Tamamen protein maddesi. Zaten domuzun her zerresi haram ve necis olarak Cenab-ı Hak tarafından bize bildirilmiş. O halde domuzla uzaktan yakından hiçbir işlem yapmamamız gerek. Bunu bir kere temel unsur olarak koymamız lazım. Maalesef “Tabi orta çağda domuz gayri temiz şartlar, gayri hijyen şartlarında üretiliyordu. Dolayısıyla her türlü pisliğe bulanmış durumdaydı. Şimdi modern çiftlikler kurulmuş, her domuz temiz, her gün yıkanıyor, temizleniyor ve temiz bir kesimhanede kesiliyor. Dolayısıyla domuza neden bu kötülüğü yapıyor Müslümanlar” diye itiraz edenlere cevap vermek istiyorum. Bugün ilmin ulaşmadığı yerlerde, -keza tarih boyunca gördük- Allah’ın yasak ettiği veya bildirdiği keyfiyetin kaç sene sonra doğruluğu ortaya çıkıyor. Mesela bizde 1400 yıl önceden beri kan hem necis hem de haram kılınmış. Materyalist insanlar isyan ediyor, “Kan, çok kıymetli minerallerin, çok önemli değere sahip maddelerin bulunduğu bir yapı, neden onu insanlara faydalı hale getirmeyelim” diyorlar. Halbuki tıp çalışmalarını yapmış ve demiş ki, “Kan en tehlikeli maddelerden biri”. Çünkü, çok süratli bir şekilde mikropları çoğalmasını sağlayan bir ortam. Dolayısıyla 1400 yıl önce kesim şartlarından İslamın emrettiği, kestiğiniz hayvanın kanının tamamen akmasını sağlayın, içeride kan bırakmayın. Tabi batı bunu hep tenkit etti. “Kan çok önemli bir madde, dolayısıyla vücutta kalırsa, kanlı etler yedirirsek, insanlar daha çok beslenir” dediler. Şimdi bilim çalışmaları yapan batı kaynaklı tıp otoriterleri diyor ki, “Kanın tamamını boşaltın”. Çünkü kestiğiniz eti hemen yemeye başlamıyorsunuz. Bekletiyorsunuz, satış mağazalarına naklediyorsunuz, yani günlerce o et duruyor. İşte o esnada kendiliğinden vücutta kalan mikroplar dahi hemen kanın bulunduğu yere hücum ediyor ve çoğalmaya başlıyorlar. Yani temiz et kısımlarını dahi bu mikroplu ortam kontrol altına alıyor ve siz hangi et parçasını alıp da eve götürürseniz götürün o mikroplu kısmı evinize, çoluk çocuğunuza yedirmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla 1400 yıl önce söylenen talimatın, bilimsel olarak en doğru durum olduğu ortaya çıktı. Kestiğiniz hayvanın mutlaka kanını boşaltın. Onun için kesimi şu şartlarda yapın: Mesela 4 damarını kesmeden hayvanı öldürmeyin. Kanı boşalıncaya kadar kafayı gövdeden ayırmayın. Çünkü beyinle vücudun ayrılmış olması, beynin çalışması durduğu için, kanın boşalma sistemini çalıştıracak bir mekanizma kalmıyor. Sinir sistemi beyine bağlı olduğu için, ancak beyinle beraber o fonksiyon ifa ediliyor. O beyin eğer kumanda etmezse, o kanın boşalmasını sağlayacak hareketi damar yapamıyor. O halde demek ki tamamen ölmeden gırtlaktan ayırmayın talimatı bilimsel bir kaide. Kanı çıkmadan o hayvanı yemeyin, bilimsel bir kaide. Bizim dinimizin insanlar için verdiği talimatlar, bizim sağlığımızı en iyi düzeyde, en yüksek düzeyde gerçekleştirecek bir sistem önerdiği için, bütün insanların bunu çok ciddi bir şekilde yerine getirecek bir görev olarak görmesi gerekiyor. 

Helâl turizm ile ilgili de bize bilgi verebilir misiniz? Turizmde helâl ne demek? Siz turizm belgelendirmesi yapıyor musunuz? 

Yapıyoruz, ancak daha henüz bu cesareti gösteren bir turizm şirketi gelmedi. Zannediyorlar ki, süratle bir belge vereceğiz, duvarına asacak. Onun şartlarını yerine getirmesi lazım. Helâl turizme bağlı bir otel düşünün, böyle bir otele sertifika verebilmemiz için orada çalışacak personelin kıyafetine varıncaya kadar müdahil olmamız gerekiyor. Odalara hizmet götüren personelin cinsiyetine bağlı bir sistemin olması lazım. Bir hanım müşterinin bulunduğu odaya temizlik maksadıyla veya herhangi bir hizmet götürmek maksadıyla bir erkek personel giremez. Dolayısıyla aynı şekilde erkek müşterinin bulunduğu odada bir hanım hizmet etmek için o odaya giremez. Her türlü dini mahremiyetlerin korunması gerekir. Müşterek, umuma açık olan havuzlarda farklı cinsiyetler karışık vaziyette istifade edemezler. Korunması lazım. Yemekhanelerde yenecek gıdaların tamamının Helâl sertifikalı sistemde olması gerektiğini bilmesi lazım. Bütün bu sistemi kurabildiği zaman Helâl sertifika söz konusu olabilir ama bugün maalesef Türkiye’de 100 e yakın Helâl sertifikalı turizm tesisi varmış. Kesinlikle yalan söylüyorlar. İlan ediyorum kesinlikle İslam’a iftira ediyorlar. Öyle bir helâl sistem yok İslam’da. Adam gibi yapacaklarsa yapacaklar. 

Ramazanın 17.günü Dünya Helâl Günü. Neden 17.gün ve bugün ile ilgili ne gibi etkinlikler yapılıyor?

Çeşitli günler icat etmişler, Müslümanların dışında. Bütün dünya sanki onlardan meydana gelmiş gibi Müslümanları da içine alıyorlar. Ama Müslümanların bir günü yok. Biz GİMDES olarak oturduk “ya bizimde bir günümüz olsun, mademki böyle günler şey yapıyorlar”. Fıkıh hocalarımızı topladık, dedik ki, “Arkadaş buyurun nasıl bir gün yapabiliriz” dedik. Araştırma yaptılar, Helâl ve Tayyip emrinin geldiği ilk ayeti araştırıp buldular. Ramazan’ın 17. günü. O Ayet-i Kerime, Müslümanla müşriklerin savaş halinde oldukları Bedir harbinde nazil olmuş. Bu Ayet-i Kerime’nin nazil olduğu günü bizde Helâl ve Tayyip günü olarak ilan etmeyi uygun gördük.

Bir firmanın helâl sertifikası ne şartlarda iptal oluyor?

Firma tarafından Helâl ve Tayyip şartlar çiğnendiğinde iptal ediyoruz. Kesimhanede elle kesim şartını koymuşuz, Müslüman kesmesi lazım demişiz. Bizim haberimiz olmadan gece makinalı sistem kurmuş kesim yapıyor. Bizim de denetleme ekibimiz aniden oraya ulaşınca görüyor, tespit ediyor ve dolayısıyla sertifikamızı iptal ediyoruz. Bizim kriterlerimizin aksine uygulamalar tespit ettiğimiz anda kendisini haberdar ediyoruz, “size verdiğimiz şartlar şunlar, yürütme taahhüdü şudur, ama şu anda tespit ettiğimiz tamamen bunun zıttı bir durum, sizin durumunuzu inceledik ve belgenizi iptal ediyoruz”. Tabi bu iptal şartlarına göre 1 yıllık, 3 yıllık, 5 yıllık şeklinde uygulamalarımız var. Çok majör bir yanlış yapmışsa, 5 yıl bizden sertifika alamaz. Orta halli bir hata yapmışsa 3 yıl, çok küçük bir hata yapmışsa, Helâle zarar vermeyen, Tayyip kısmına zarar veren bir hata yapmışsa, ona da 1 yıllık cezalarla terbiye etmeye çalışıyoruz. Çünkü maalesef devletlerin buna ait bir mevzuatı yok. Çok acıdır Türkiye %99 Müslümanların olduğu bir ülke olmasına rağmen anayasasından başlamak üzere bütün yasalarda, mevzuatında Helâl ve haramı kavram olarak tarif eden, anlatan bir hükmü yok. Dolayısıyla haram ve Helâli hüküm olarak, kavram olarak işlemeyen bir yasal sistem içerisinde bizim sıkıntımız var. Onun içinde o görevi kendimiz yapmaya çalışıyoruz. Biz bu tespitleri yaptıktan sonra eğer firma yanlış işler yaparsa, hemen iptal ediyoruz ve ilanda ediyoruz, ilan edeceğimizi de bildiriyoruz. Aylık kitapçıklar çıkarıyoruz. Bu kitapçıklarda Helâl sertifikalı olarak çalışma devam eden firmaları logoları ile birlikte belirttiğimiz gibi, helâl şartlarda çalıştıklarını tevsik eden ürünleri de belirtiyoruz. Bunun dışında son sayfalarımızda da iptal sebepleri yazılı olarak iptal ettiğimiz firmaları belirtiyoruz. Çünkü biz tüketiciler adına bu çalışmaları yapıyoruz. Tüketiciler adına, bizim sistemimiz kefalet kurumu sistemidir. GİMDES kurulurken fıkıh hocalarımıza sorduk, kefalet kurumu olarak çalışabileceğimizi söylediler. Dolayısıyla biz kefil, kefalet kurumuyuz. Tüketiciler adına, firmaya kefil oluyoruz. Bu taahhüt çok önemli, yani bizi mesuliyet altına alan bir taahhüt. Dolayısıyla kendi kendimizi harcatmak durumunda olamayız. Çünkü sonunda Allah’ın hesabına çekilmek durumundayız. Bu anlayışımız sebebiyle, firmayı çok sıkı denetim altında tutmak mecburiyetindeyiz.

Katkı maddelerinin Helâl durumu nedir?

Bu sorunuzu cevaplandırmakta zorluk çekerim. Çünkü dünyada 5 bin civarında katkı maddesi var. Bunların hayvan, bitki ve kimyasal kökenli olanlar var. Bütün bunların haramlık, Helâllik ve sağlığa uygunluk durumlarını bilmek zorundayız. Öyle kimyasal maddeler var ki, haram dememiz mümkün değil. Mesela sodyum nitrit bir tuz. Sucuk, salam, sosis gibi bir et ürününde raf ömrünü uzatmak, rengini kırmızı olarak göstermek niyetiyle kullanılan bir madde. Ama bu maddeyi araştıran uzmanlara göre tehlikeli bir madde. Çünkü bu sodyum nitrit proteinli ürünlerle beraber olduğunda sıcaklığın tesiriyle nitrosamin dediğimiz çok şiddetli kanser riski meydana getiren bir kimyasala dönüşüyor. Dolayısıyla böyle bir üründe sodyum nitriti kullanılmasını uygun görmüyoruz. Yani Allah‘ın ‘Helâl ve Tayyip şartlarda olanları yiyin’ emrine uygun olmadığını düşünüyoruz ve sodyum nitrit kullanılmasına izin vermiyoruz. Kullanmadan satış yapamayacağını söyleyenler oluyor. Raf ömrü Allah’ın kanunu değil. Firma menfaatini gözetleyen bir kaide için, insanların sağlığını tehdit edecek bir duruma benim dahil olmam, seyirci kalmam mümkün değil. O madde kullanılmayacak, raf ömrün kısalacaksa kısalsın. Sodyum nitritsiz sucuk için 6 ay değil, 2 ay raf ömrü yazacaksın. Ona göre ürünün market seyrini takip edeceksin. Bu şartları yeni yeni empoze etmek durumundayız. Yani sağlığa zararlı olduğunu bildiğimiz bir katkıya, oranı çok küçük olsa da izin vermiyoruz. Tüketici o ürünü devamlı olarak yerse, vücudun zayıf olduğu bir anda o düşük oranda kanserojen madde vücutta hemen reaksiyon gösterecek bir noktaya gelir ve vücudu kanser yapar. Bugün Türkiye’nin izin verdiği 1000’e yakın katkı maddesi var, bizim izin verdiğimiz katkı maddesi tahmin ediyorum 50-100 taneyi geçmez.

Son Olarak Dünya Helâl Vakfı Darul Helâl Medresesi Projesi İle İlgili Bilgilendirme Yapar mısınız? Hedefleriniz Nelerdir? 

10 yıllık çalışmamızda gördüğümüz bilgi noksanlığını, uzman ve bilimsel şartlarda yetişmiş profesyonel ihtiyacını gördük. Bunların yetişmesi lazım. Fabrikalarda, halka ait kurumlarda mutlaka bunları bilen uzmanlaşmış elemanlara ihtiyacımız var. O halde bununda kurumsal bir yapısını oluşturmamız gerek diye düşündük. Dünya Helâl Vakfı diye böyle bir vakıf kurduk. Bu vakıfta şu an 3 tane proje devreye girdi. Bir ‘üniversite’ kelimesini batıdan geldiği için ben kullanmak istemiyorum. Üniversite imajına uygun olarak Darul Helâl Medresesi biye bir kurum düşünüyoruz. Bu kurumla aynen üniversitedeki gibi meslek erbabı yetiştirmeyi düşünüyoruz. Gıda Mühendisi, Kimya Mühendisi, Veteriner, Biyolog, Genetik Biyolog veya türlü branşlarda bizi ilgilendiren, sağlığımızı ve gıdalarımızı ilgilendiren eleman yetiştirmek için böyle bir kurum planlıyoruz. Bu kurumda eğitim görecek insanlar sadece o mesleklerinin teknik bilgilerini öğrenmeyecek. Bununla birlikte meslekleri ile ilgili bu maddelerde kullanılan İslami prensipleri de öğrenecekler. Teknik bilgi ile dini bilgileri birleştirerek, ona göre bir ürünü Müslümanlara sunacak veya sunmayacak duruma gelmesi lazım. Bugün maalesef öyle meslek erbabı insanlar var ki, İslami özellikleri bilmeden fabrikalarda uzman olarak çalışıyorlar. Ama bakıyorsunuz teknik eleman olarak çalıştığı fabrikalarda, İslam’ın izin vermeyeceği hem proses olarak hem katkı maddeleri olarak zararlı bir yol üzerinde üretim yaptırıyorlar. Bunları önlememiz lazım, onun için eleman yetiştirmemiz lazım. Firmalardan da bu talepler var. GİMDES’in uluslararası iş birliği teşkilatları içerisinde epey bir saygın yeri var. Bu düşünceyi onlara da götürdük ve neticede dışarıdaki Müslümanlarımızın ihtiyacını görecek elemanları yetiştirecek merkez olma niteliği gösterdiği için, şimdi Türkiye’de bu sistemi kurmaya çalışıyoruz. Bu tarz oluşumlar büyük yatırımlar gerektiriyor. Bu güne kadar devletin desteği konusunda herhangi bir sinyal almadık. Biz inanıyoruz ki, halkımızın bu konudaki hamiyetperverlik duyguları galebe çalacak ve onların küçük yardımlarıyla bu gerçekleşebilecek. Proje bizim GİMDES olarak yaptığımız ve yapacağımız en büyük harcama yapılacak proje. Yani 50milyon-100milyon mertebesinde bir nakit harcaması gerektiren bir proje. Ama ben inanıyorum ki, milletimizin sağduyusu, hamiyetperverlik duyguları bu ihtiyacımızı karşılayacak ve bu işi birkaç sene içerisinde gerçekleştireceğimizi ümit ediyorum. 

 

Röportaj Yapan: Yağmur Ceylan

Röportaj Tarihi: 22.06.2016 Çarşamba 12:35:53

Güncelleme: 22.06.2016 Çarşamba 14:00:00

ARKADAŞLARINLA PAYLAŞ
YORUM YAPYorumunuzda küfür, rencide edici, reklam içeren, yönlendirici yazılar yazmayınız. Aksi taktirde yorumunuz onaylanmayabilir.
Yorum yapabilmek için üye girişi yapınız. ÜYE GİRİŞİ ÜYE OL
FACEBOK YORUM
HABER KATEGORİ HİT YAYIN TARİHİ
O ürün raflardan indiriliyor! GIDA GÜVENLİĞİ 592 13.01.2017 10:49:27
Türkiye’nin en büyük beyaz et üreticisi satıldı! EKONOMİ 585 10.01.2017 10:35:11
"Kanserojen" iddiasına yanıt! GIDA GÜVENLİĞİ 464 13.01.2017 06:21:45
Avrupa’da inovasyon sıralamasına girdi! TEKNOLOJİ 438 10.01.2017 18:19:44
Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi açıkladı! GIDA GÜVENLİĞİ 437 12.01.2017 16:02:25
O ürün Kültürel Miras Listesi’nde! KÜLTÜR - SANAT 370 10.01.2017 12:25:26
Öğrenince bir daha asla yiyemeyeceksiniz! GIDA GÜVENLİĞİ 368 16.01.2017 12:29:04
Uzun süre çalışma yaptı ve... EKONOMİ 365 10.01.2017 18:14:04
HABER KATEGORİ YORUM YAYIN TARİHİ

2 ayda bir yayınlanan gastronomi ve horeca dergisi Food Time, dolu dolu içeriği ile yine sizlerle.. Dergimizi Migros, Carrefour, kitap evleri ve bayilerden alabilir, önceki sayılarımıza dijital ortamdan ulaşabilirsiniz.

GIDA GÜNDEMİ MAĞAZALARI
HAFTALIK e-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN SEKTÖRDEN BİHABER OLMAYINKayıtlı Abone Sayısı 23.157
Adınız: Soyadınız: Mesleğiniz: Cinsiyet: KadınErkek Mail Adresiniz:
GIDA GÜNDEMİ İNTERNET VE AJANS HİZMETLERİ - Tüm Hakları Saklıdır © 2007 - 2017 Haber, makale ve diğer içerikler aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır. T: 0212 642 44 32     |     F: 0212 642 44 38