MAKALE

Yayın Tarihi: 02.11.2016 Çarşamba 06:24:14

Biz çöp atınca devlete yük biniyor!

Gülşah ÇINARCIK

Biz çöp atınca devlete yük biniyor!
Geri dönüştürülebilecek bir malzemeyi, fabrikasına götürüp, işlenmesi suretiyle tekrar üretmek mi daha maliyetlidir, yoksa hiç olmayan bir malzemeyi üretmek mi? Cevabı sorunun içinde gizli…

Havalar oldukça sıcak. Dışarıda geziyorsunuz, elinizde de bir şişe su var. Öyle ki şişenin için­deki suyu yarım saat içine bitiriyorsu­nuz. Etrafa bakıyorsunuz bakıyorsu­nuz, şişeyi atacak bir Geri Dönüşüm Ünitesi yok. Çöp kutusu var ama. E elinizde dolandırıp duracak değilsiniz ya? Attınız gitti! E sonra? Tamam işte çöpe gitti… Siz kurtuldunuz ama far­kında olmadan devletinize bir yük bin­dirdiniz. Ne yükü canım yere atmadık ya? Çöpe attık işte? Hah, problem de o noktada başlıyor zaten.

Geri dönüşüm denilince akla ne geli­yor? Hemen klasik bir tanımını yapa­lım. Geri Dönüşüm; yeniden değer­lendirilme imkânı olan atıkların çeşitli fiziksel ve/veya kimyasal işlemlerden geçirilerek ikincil hammaddeye dö­nüştürülerek tekrar üretim sürecine dâhil edilmesine verilen addır. Diğer bir deyişle, kullanım ömrü bizim için bitmiş, yani “atık” olan malzemelerin tekrar işlemden geçirilerek kullanılma hazır başka bir ürüne dönüştürülme­sidir.
Gelelim devlete neden yük bindirdi­ğimize. Geri dönüştürülebilecek bir malzemeyi, fabrikasına götürüp, iş­lenmesi suretiyle tekrar üretmek mi daha maliyetlidir, yoksa hiç olmayan bir malzemeyi üretmek mi? Cevabı sorunun içinde gizli… Tabi ki “0”dan malzeme üretmek, elde mevcut bir malzemeyi tekrar işlemekten daha maliyetlidir. Hammadde gerektirir en başta. Halbuki geri dönüştürürken sizin elinizde hammaddeniz mevcut aslında. İşte en büyük kazanç bura­dan başlıyor…

Peki ne yapmalıyız? Öncelikle ya­pılacak olan “kaynağında ayırma yapmak”tır. Yani atıklarınızı öncelikle kendiniz ayıracaksınız. Neleri ayırma­mız gerektiğine gelince...
Yediğiniz içtiğiniz gıda maddelerinin ambalajları mesela... Ya da eviniz­de bulunan televizyon kumandası­nın içinde bulunan pil. Kâğıt-karton ambalajlar, plastik ambalajlar, cam atıklar… Bu sayılanların hepsi geri dönüştürülebilir atıklardır ve siz uygun konteynırlarda bu atıklarınızı biriktirir­seniz geri dönüşüme büyük bir katkı yapmış olursunuz.

Ancak maalesef hala birçok yerleşim biriminde geri dönüşüm atık ünitele­rine rastlanmamaktadır. Bu üniteler için belli başlı yerler seçilmekte, diğer alanlarda atık olmayacağı düşüncesinden midir bilinmez, bu bölgelere atık ünitesi konulmamaktadır. Haliyle, ayırma yapan va­tandaş, 3 mahalle aşağıya kadar geri dönüşüm atık­larını taşımayacağından, bir süre sonra atıklarını ayırmamaktadır.

Bu noktada devletin de ne kadar bilinçli olduğu ya da görevini ne kadar yerine getirdiği de akla gelmek­tedir. Evet, halk bilinçli bir şekilde atıklarını ayırmalı­dır, ancak atıklarını bıraka­bileceği bir ünite mevcut değilse, ya da biriken atık­lar belediyeler tarafından zamanında alınmıyorsa, zamanla bu da büyük bir sorun teşkil edecektir.

Yurtdışında yaşamış olan varsa bi­lir, bazı ülkelerde metroda bulunan ünitelere plastik şişenizi attığınızda, karşılığında metroya binmek için je­ton alabiliyorsunuz… Bu tür uygu­lamalar ile insanlar geri dönüşüme özendirilmekte ve bilinci artırılmakta­dır. Ayrıca hem devlet üzerine düşeni yapmakta, hem de halk bilinçlenerek görevini yerine getirmektedir. Bu tarz özendirici uygulamaların yanı sıra, Av­rupa ülkelerinde zorunlu uygulamalar mevcuttur. Örneğin evinizde cam, kağıt/karton, plastik ve metal atıklar için ayrı ayrı üniteler (ya da çöp po­şetleri ) mevcuttur ve sizin atıklarınızı bu tanımlara uygun olarak ayırmanız gereklidir. Ayrımını yaptığınız atıkları kapı önüne bıraktığınızda, eğer yanlış bir ayrım yaptıysanız (kağıt atık içinde cam gibi), görevliler atık poşetinizi al­madığı gibi üstüne bir de ceza keser­ler! Böylece, atıklarınızı uygun ayırma­nın ne kadar ciddi bir görev olduğunu unutmaz ve uygun ayrım yaparsınız.

Aslına bakarsanız, bu bilincin yerleş­mesi zaman alacaktır, ancak önemli olan yapılacak işe doğru bir adım at­maktır. Herkesin işin önemini kavra­yarak bir çaba sarf etmesi de bilincin yerleşmesini hızlandıracaktır.
Zaten, “başlamak, bitirmenin yarısı” değil midir?