MAKALE

Yayın Tarihi: 13.02.2018 Salı 12:10:00

Daha sağlıklı bir yaşam için tüketin

Emre Aşu

Daha sağlıklı bir yaşam için tüketin

30-40 yıl öncesine kadar, hala bağırsakların boş bir boru olduğu düşüncesine sahip olanlara bile rastlamak mümkündü. Ama artık bunun böyle olmadığını biliyoruz. Yetişkin bir insanın bağırsağında yaklaşık 100 trilyon civarında faydalı bakteri bulunur, bunların toplam ağırlığı ise neredeyse 1,5 kilodur.

Çok çalış, az uyu, spora vakit yok, hızlı ye, lezzeti bol olsun diye katkılı ye, sonra tekrar çok çalış, trafikte vakit geçir, eve gidince zamansız ve sağlıksız ye… Üç beş arkadaşla buluş, çayın yanında yeme sonrası pastalar, börekler, tatlılar, abur cubur falan filan. Çok mu tanıdık geldi. Sanırım birine benzettiniz. Aslında günümüz insanının maalesef son durumu. Sağlıksız yaşam, yaşam tarzımız oldu. Tam olarak böyle mi sizce de bilmiyorum ama bu durumu değiştirmek için halen geç kalmış değiliz. Size yaşam koçluğu yapamam, ahkâm kesen çok uzman var izliyorsunuzdur muhakkak. Ama bir tavsiyede bulunabilirim. Madem yemekten vazgeçemiyorsunuz, o zaman günümüzün Süper Gıdaları olarak ta tabir edilen Fonksiyonel Gıdaları, bir diğer yönüyle probiyotik ya da prebiyotik ürünleri yemenizi tavsiye edebilirim.



Peki nedir bu Fonksiyonel Gıdalar diye hemen aklınızdan geçen soruya cevap verelim. Vücudumuzun temel besin öğelerine olan ihtiyacı karşılamanın ötesinde, fizyolojimiz ve metabolizmamızın çalışması üzerinde artı faydalar sağlayan, böylelikle hastalıklardan korunmada ve daha sağlıklı bir yaşama ulaşmada etkinlik gösteren doğal ya da işlem görmüş veya zenginleştirilmiş gıdalardır. Yani Fonksiyonel gıdalar, vücut direncimizi ciddi manada artıran gıdalardır. Esasen sindirim sistemimiz fonksiyonel gıdalar açısından çok önem arz ediyor ve yıllar boyunca bağırsaklarımızla birlikte hep ihmal edildi. Aslında birçok hastalığın sebebi bağırsaktaki problemlerden kaynaklanıyordu.

Fakat çok geç keşfedildi bu gerçek. Belki 30-40 yıl öncesine kadar, hala bağırsakların boş bir boru olduğu düşüncesine sahip olanlara bile rastlamak mümkündü. Ama artık bunun böyle olmadığını biliyoruzYetişkin bir insanın bağırsağında yaklaşık 100 trilyon civarında faydalı bakteri bulunur, bunların toplam ağırlığı ise neredeyse 1,5 kilodur. Düşünebiliyor musunuz? Şu anda bağırsaklarınızda 1,5 kilodan fazla faydalı bakteri taşıyorsunuz. Şu anda kabul edilen bir gerçek var; bağırsaklarımız, vücudumuzda bulunan en büyük bağışıklık sistemi organıdır.

Probiyotikler ise özellikle sindirim sistemimiz için faydalı olan canlı bakteri ve mayalara verilen isimdir. Probiyotik, yaşam için demektir.1960’lara kadar hakkında pek bir şey bilinmeyen probiyotikler, şimdilerde doktorlar tarafından, özellikle sindirim problemlerine yardımcı olması için önerilmektedir. Ama tabi ülkemizde ki durum çok daha vahim. Belki bu yazıyı okuyanlar içerisinde, probiyotik kelimesini ilk kez duyanlar bile olabilir.

Probiyotiklerin sindirim bölgesindeki rolü büyüktür. Bilindiği üzere sindirim bölgesinin iyi ve kötü bakteriler arasında sağlıklı bir dengeye ihtiyacı vardır. Kötü yemek tercihleri, stres, yetersiz uyku, aşırı antibiyotik kullanımı ve çevresel etmenler bu dengeyi olumsuz yönde bozabilir. Sindirim bölgesindeki amacımız, kötü bakterileri hepten yok etmek de değildir, olmamalıdır. Dengesizlik durumunda ise ishal, kas ağrısı ve yorgunluk gibi sağlık (özelikle de sindirim sistemi) problemleri ortaya çıkabilmektedir. İşte tam bu aşamada probiyotikler vücudunuzun daha iyi çalışabilmesi için gerekli olan iyi bakteri ve kötü bakteri dengesinin sağlanmasına yardımcı olurlar. Probiyotikler aslında ilk nefesimizden itibaren bizimledir.

Doğum esnasında bebek doğum kanalından geçerken annesinden bakteri almaktadır. İşte tamda bu yüzden normal doğum ile doğan bebekler probiyotikler ile daha erken tanıştığı ve daha bol olduğu için, daha dirençli bebekler olurlar. En önemli probiyotikler, Lactobacillus ve Bifidobacterium türleridir. Probiyotik kullanımında yaş sınırlaması yoktur. Her yaşta güvenle kullanılabilir. Ancak şuna çok dikkat etmeniz gerekir.

Probiyotiklerin işe yaraması için içerisinde yeterli miktarda iyi bakteri barındırması gerekir. Ama maalesef ve ne yazık ki, birçok insan probiyotik gıda tüketmenin öneminin farkında değil. Bunun nedeni probiyotiklerin yalnızca mide ve bağırsak hastalıklarından şikâyetçi kişilerin tüketmesi gerektiği düşüncesidir. Ama ben sizin bu fikrinizi değiştirmek için birkaç neden sıralayacağım. Probiyotik tüketimi bağışıklık sistemini güç- lendiriyor. Aşırı antibiyotik kullanımı sonrası kaybedilen iyi bakteriler probiyotiklerle geri kazanılabilir. Enfeksiyonlara ve diğer sağlık problemlerine yol açabilecek kötü bakterilerin vücuttaki miktarını düşürebilir. Yapılan çalışmalar sırasında bilim adamları, probiyotik tüketiminin alerji semptomlarını azaltırken, bu belirtilerin ortaya çıkma sıklığını da azatlığını doğruluyor. Probiyotikler enerji seviyenizi yükseltebilir.



Gün içerisinde zinde ve dinç hissedersiniz. Bunu bağırsaklarımızı doldurarak vitamin, protein ve minerallerin daha iyi emilmesini sağlayarak yaparlar. Ayrıca vücudunuzdaki serotonin hormonunun %95'i bağırsaklarımızda bulunuyor. Bu nedenle sağlıklı bağırsaklara sahip olduğumuzda keyfimiz de yerinde oluyor. Probiyotikler yiyeceklerin bağırsaklardan atılmasına yardımcı olur.

Sürekli Probiyotik kullanımı kansere yakalanma riskini ciddi oranda azaltır. Probiyotik bakteriler pütrifaktif bakteri gelişmesini inhibe ederek bunların nitrozaminleri ve diğer kanserojen bileşikleri oluşturmalarını önlemekte, dolayısıyla kansere yakalanma riskini azaltmaktadırlar. Örnek olarak, Orta Asya’da Kefir Tüketimi çok yaygındır ve kefir içmek bir yaşam biçimidir ve kanser vakasına çok daha az rastlanmaktadır. Probiyotik kullanımı Şeker Hastalığı üzerinde de çok etkilidir.

Yüksek tansiyon ve Şeker hastalığında, probiyotiklerin yapısının bozulduğu gösterilmiştir. Bu hastalarda probiyotikleri takviye etmekte fayda vardır. Şu anda şeker hastalığını tedavi edebilmek için Probiyotiklerin kullanılmasına dayalı bir tedavi üzerinde çalışmalar vardır. Bilim adamları, faydalı bakteri takviyesine dayalı bu tedavinin, Şeker hastalığı gelişmesini engelleyebileceği ve ömür boyu diyabet ilaçları almayı sona erdireceğini düşünüyorlar. Tüm iltihabi hastalıklara karşı koruyucudurlar. Enfeksiyonların hem sıklığını azaltırlar, hem de tedavi edici etki gösterirler. Yani vücuda dışarıdan giren hastalık etkenlerinin bağırsaklardan emilmesinin önüne geçerler. Peki, probiyotik yiyecekler neler?

En güçlü Probiyotik Gıda KEFİR’dir. Aynı zamanda kımız gibi fermenteli süt ürünleri, turşu, peynir, yoğurt, ayran, boza, tarhana diğer doğal Probiyotik Gıdalardır. Prebiyotikler ise sindirilemeyen gıda lifleridir ve daha çok karbonhidrat grubunda yer alan ve genellikle çözünür lif işlevi gören oligosakkarit veya polisakkaritlerdir. Bağırsaktaki sağlıklı bakterilerin (probiyotiklerin) çoğalmasını sağlarlar ve faaliyetlerini harekete geçirirler.

Prebiyotik karbonhidratlar muz, kırmızı meyveler, kuşkonmaz, sarımsak, buğday, yulaf, arpa (ve diğer tam tahıllar), keten tohumu, domates, yer elması, soğan, bal, hindiba, baklagiller ve yeşil sebzeler gibi gıdalarda doğal olarak bulunur. Bu yüzden prebiyotik gıdalar, probiyotik organizmaların yaşaması ve bağırsakta çoğalmaları açısından büyük önem taşırlar. Anne sütü “prebiyotik”tir, yani probiyotik bakterilerin gelişimi ve çoğalması için uygun ortam hazırlar. Probiyotikler içerisinde canlı bakteriler barındırırken, prebiyotikler bağırsaklarda hâlihazırda yer alan iyi bakterilerin beslenmesini sağlarlar. Turşu, şalgam, nar ekşisi, sirke ve boza gibi fermente besinler, bağırsak florasındaki probiyotiklerin çoğalmasını sağlarlar. Unutmayın; bağışıklık sistemini güçlendirerek bizi bazı kanserlerden, alerjik reaksiyonlardan koruyan, kolesterol, şeker dengesini destekleyen bu dost mikropları diyetinize eklemek sağlığınızı garanti altına almanın en basit ama en etkili yoludur. Peki Nasıl Kaybediyoruz Probiyotiklerimizi, hangi hataları yapıyoruz, ne yapıp ne yapmamalıyız? Öncelikle dengesiz beslenme probiyotik dengesini bozar.

Probiyotiklerinizi aç bırakmayınız. Hijyen takıntısı bir diğer sebeptir. Aşırı hijyen takıntısı gıdalardaki probiyotikleri azaltmaktadır. Genetik müdahale gıdalardaki probiyotik dengesini bozabilir. Aşırı ve gereksiz antibiyotik kullanımı bağırsak floranızı mahveder. Bir kür antibiyotik kullanımının probiyotiklerin %90’ını öldürdüğü gösterilmiştir. Enfeksiyon nedeni ile antibiyotik kullanan hastaların tamamında probiyotik takviyesi yapılması gerekir. Mide asidindeki dengesizlikler de, sindirimi ve probiyotik dengesini bozar. En ufak mide ağrı- sında hemen mide ilaçlarına başvurmayınız. Son yıllarda yapılan çalışmalar, probiyotik bakterilerin çocuklarda alerjik semptomların engellenmesinde ve Helicobacter pylori enfeksiyonu riskinin azaltılmasında rol oynadıkları- nı ortaya koymaktadır. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı da probiyotik bakterilerin azalmasına ve sindirim sisteminin bozulmasına neden olur. Sonuç olarak vücudumuzdaki Probiyotiklerin yapısı bir kez bozulmuşsa, tekrar takviye edilerek normal yapısına kavuşması için uzun süre probiyotik takviyesi kullanılması gerekir. En az 12 ay süreyle hemen hemen her gün takviye edilmesi gereklidir. Unutmayalım ki artık tüketiciler, bir hastalığı iyileştirmektense onu engellemeyi istiyorlar.

Hastalık olduktan sonra hem devlet bazında hem de kişiler bazında tıbbi tedavi maliyetleri artmaktadır. Tüketiciler sağlık ve gıda arasındaki bağlantının artık daha çok farkındalar. Fonksiyonel Gıdaların faydası hakkındaki bilimsel kanıtlar her geçen gün artmaktadır. Esasen Probiyotik gıdaların kullanımının süreklilik arz etmesi gerekmektedir. Sağlığın korunması ve iyileştirilmesinde sayısız faydaları olan probiyotik gıdalar, tüketici diyetinde yeterli ilgiyi görememektedir. Bunun bir nedeni de probiyotik gıdaların geleneksel yöntemlere göre üretilen benzerlerine nazaran daha pahalı olmasıdır.

Tüketicinin probiyotik gıdaları tercih etmesi ve diyetine eklemesi ancak bu gıdaların sağlık üzerine olumlu etkilerinin tam olarak öğrenilmesi ile olacaktır. Probiyotik gıdaların ilaç olmadığı ve tüketimine başlandığında ara verilmemesi gerektiği, aksi halde bağırsak florasının kısa süre içinde eski haline döneceği unutulmamalıdır.