MAKALE

Yayın Tarihi: 15.12.2017 Cuma 10:25:00

Gıda bağımlısı mısınız?

Aziz Ekşi

Gıda bağımlısı mısınız?

Uzmanları bağımlılığı, psikiyatrik bir bozukluk olarak tanımlıyor. Tanı için 6 kriterden oluşan bir test uygulanıyor ve bunlardan en az 3’ü geçerli ise “bağımlılık”tan söz edilebiliyor. Bunlardan biri de “yoksunluk” kriteridir.

Gıdaya bağımlı olduğumuz bilinen bir gerçek. Yaşamı sürdürmek ve sağlığı korumak için gerekli besin ögelerinin başka kaynağı yok. Gıda tüketmeden yaşayabileceğimiz süre çok kısıtlı. Fakat güncel dilde ”gıda bağımlılığı”, başka bir anlamda kullanılıyor. Bazı gıdaların insanları kendisine bağlamasından, esrar ve eroin gibi uyuşturucuların yol açtığı bağımlılıktan söz ediliyor. Dolayısı ile gıdanın bağımlılığa yol açan bir madde veya katkı içerdiği düşünülüyor. Bu bağımlılık obezite ile de ilişkilendiriliyor. Bundan sorumlu tutulan gıdaların listesi de yayınlandı.

Bağımlılığa ve obeziteye yol açtığı belirtilen listede yer alan başlıca gıdalar; pizza, çikolata, cips, çiğ köfte, turşu ve ayrıca kızarmış patates, dondurma, peynirburger, soda, kek, kurabiye ve peynir. Liste esas olarak, ABD kaynaklı bir tüketici anketine dayanıyor. Ankete katılan tüketicilere “bağımlı oldukları” gıdalar soruluyor ve adı en sık zikredilen gıdalar bu listeye yazılıyor. Yani liste deneysel bir çalışmaya, klinik bir araştırmaya dayanmıyor. Anketi yapan uzmanlara göre bu gıdaların ortak yanı şeker ve yağ miktarının birlikte yüksek olması. Gerçi peynir ve soda bu tanıma uymuyor ama varsın olsun. Çiğ köfte ve turşu bu listeye Türkiye’de eklenmiş olmalı. Listenin gerçekliğini tartışmadan önce “bağımlılık” tanımında uzlaşmak gerekiyor.



Fizyolojik ve psikolojik içeriği olan bir kavram. Bazı şeyleri daha çok sevdiğimiz ve onlara diğerlerinden daha yakın olduğumuz bir gerçek. Bu olgu insan ilişkileri kadar gıda tüketimi için de geçerli. Bu yakınlığın tek tanımı bağımlılık mıdır? Başka bir derecesi yok mudur? Uzmanları bağımlılığı, psikiyatrik bir bozukluk olarak tanımlıyor. Tanı için 6 kriterden oluşan bir test uygulanıyor ve bunlardan en az 3’ü geçerli ise “bağımlılık”tan söz edilebiliyor. Bunlardan biri de “yoksunluk” kriteridir. Yani o madde alınmadığı zaman kişide, o yoksunluğa özgü bir fizyolojik ve duygusal tepki oluşması. Kusma, titreme, koma gibi. Acaba, pizza veya turşu tüketmediği zaman böyle bir kriz yaşayan var mıdır?

Bilimsel teste dayanmayan ve uzmanı tarafından konulmayan “bağımlılık” tanıları gerçeği yansıtamaz. Benzeri bir test uygulanmadan bir kişinin bağımlı olduğundan veya bir gıdanın bağımlılık yaptığından söz edilemez. Fakat bazı gıdaları daha çok sevdiğiniz de bir gerçektir. Yapılan bütün araştırmalar, tüketicilerin gıda tercihinde en öncelikli kriterinin “lezzet” olduğunu gösteriyor. Doğallık, tazelik, besleyicilik vb daha sonra geliyor. Bu nedenle insanların öncelikle lezzetli bulduğu gıdalara yönelmesi doğaldır. Bu yönelme, bağımlılık değil sevgi ve keyif kavramlarına daha yakın bir durumdur. Mutluluğumuzun, serotonin düzeyi ile de ilişkili olduğu biliniyor. Serotonin, vücutta oluşan bir hormondur. Eksik olduğu zaman; depresyon, yorgunluk, bitkinlik vb ortaya çıkıyor. Yeterli düzeyde ise insanın mutlu, canlı ve zinde olmasını sağlıyor. Gıdalar serotonin içermiyor fakat omega-3 yağ asidi, magnezyum, çinko ve özellikle triptofan bazı gıda bileşenleri vücutta serotonin oluşumunu destekliyor. Serotonin eksikliğinde insanlar bu bileşenlerce zengin gıdalara(balık, soya, peynir vb) yöneliyorsa bu bağımlılık değil, doğal ve olumlu bir ilgidir. Bazı gıda katkılarının da gıda bağımlılığı ile ilgili olduğu tartışılıyor. Hatta çoğu kez gizli failin gıda katkıları olduğu düşünülüyor ve bunların başında mono-sodyum-glutamat(MSG) geliyor.

MSG, çoğu gıdanın bileşiminde doğal olarak bulunan bir amino asidin (glutamik asid) tuzudur. Uzakdoğu’da fazla miktarda tüketildiği ve bu nedenle baş ağrısı, göğüs ağrısı, ateş basması gibi geçici semptomlara yol açabileceği belirtiliyor. Kendine özgü ve sevilen bir lezzeti var. Mantar, domates kurusu, ançüvez, parmesan peynirini sevmeyen yoktur. MSG, bu gıdaların kendine özgü lezzetinin ortak paydasıdır. FDA ve EFSA tarafından onaylı bir gıda katkısıdır. MSG içeren gıdaların sevildiği bir gerçektir ama bağımlılık yaptığını doğrulayan araştırma yoktur.

Listedeki gıdalara dönersek; pizzada MSG içeren parmesan peyniri ve mantar var. Hazır çiğ köftenin çekiciliği esas olarak biberin acılığından ileri geliyor ama MSG katkısı söz konusu. Fakat dondurma, patates ve sodanın MSG içermesi söz konusu değil. Turşunun iştah açıcı olduğu biliniyor. Ekşiliği, tuzluluğu ve farklı çeşnileri bir arada içeriyor. Tuzlu, insanın sonradan tanıdığı ve azlığına alışılabildiği bir tat tonu. Fakat turşu, bağımlılık yapmak bir yana, tuzu nedeni ile kendi tüketimini kendi kısıtlayan bir gıdadır. Bağımlılık açısından şeker de en çok tartışılan bir gıda bileşenidir. Ancak tuz gibi şekerin de bağımlılık yaptığını kanıtlayan bir araştırma yoktur. Bir gıda bağımlılık yapıyorsa, teorik olarak bu olgunun o gıdayı tüketen herkeste görülmesi beklenir. Yalnız bazı kişilerde görülüyorsa, gıdanın değil kişinin kendini sorgulaması gerekir. Tıpkı Aleksi Zorba’nın yaptığı gibi.

Çocukluğunda kiraza özlem duyan Zorba, bir gece babasının cebinden çaldığı para ile bir bahçeden bir sepet kiraz satın alıyor, bir çukurun içine oturuyor ve sonrasını şöyle anlatıyor; ”Yedim, yedim, şiştim, midem bulandı, kustum. Kustum patron. O zamandan beri de kirazlardan kurtuldum, bir daha gözüme görünmelerini bile istemedim. Özgür oldum.” Çoğu örnekte söz konusu olan “gıda bağımlılığı” değil, kişinin “yeme bağımlılığı”dır ve vazgeçebileceği bir alışkanlıktır. Yapılması gereken gıdanın sorgulanması değil, yeme alışkanlığının gözden geçirilmesidir. Her gıdanın ölçülü ve yeterli tüketilmesidir.

Unutmayalım; kaşık bizim elimizde.

YAZARIN SON 5 MAKALESİ