MAKALE

Yayın Tarihi: 29.06.2016 Çarşamba 02:00:00

Gönüllerin efendisi: Midye Dolma

Cemre BİLGİN

Gönüllerin efendisi: Midye Dolma
Ülkemizde bir tabir vardır, “Denizden babam çıksa yerim” diye. İşte bu tarz insanlar listesinin ilk sıralarına beni yazabilirsiniz. Deniz ürünlerini anlatılmaz bir keyifle tüketirim. Tüm balık çeşitleri, karides, kalamar, midye, ahtapot… Yazarken bile ağzım sulandı.

Arkadaşlarınızla deniz kenarında açık havada bir restaurantta güzel bir balık ziyafeti çekerken elinde tepsi ile yaklaşan midye dolmacı amca ne kadar da sevimli gelir gözünüze değil mi? Ya da geç saatte işlek bir cadde de turlarken köşede durmuş tepsisinde ışıl ışıl midyelerle sizi bekleyen genç kardeş…

Midye dolma öyle 1 tane-2 tane yenmez ki… Zaten restaurantta kalabalıksanız bu işin raconu tepsi devirmektir. O sevimli amcayı artık evine gönderme vakti gelmiştir ve tepsideki tüm midyeler için pazarlık başlar… Devamında da masada kim daha çok yedi diye muzip tartışma. Yok, eğer köşedeki kardeşin tezgahından geçerken ayak üstü atıştıracaksanız açlık durumunuza göre 10 ila 20 arası değişir tüketim miktarınız.
Bir de bilinçli tüketiciyiz ya, denk geldiği zaman midye dolma ile ilgili yazılanları da okurum. Midyeler suyu filtre ederek beslendikleri için kirli sulardan, özellikle de kanalizasyon kirliliğine maruz kalmış bölgelerden avlanıyorsa vay halimize… Bu midyelerin civa, kurşun, kadmiyum, arsenik, bakır, çinko gibi ağır metalleri bünyesinde biriktirmiş olması, hatta Hepatit A virüsünden tutun da E.coli bakterisine kadar çeşit çeşit mikroorganizmalarla bulaşmış olması ihtimali %100… Zaten zaman zaman haberlere konu olan midye dolmacıların üretim yerleri gayet iştah açıcı oluyor. Görüntülerdeki pislikten görünmeyen ortamlarda leş gibi sularla yapılan üretim, midye dolma yiyen bir insanın gıda zehirlenmesi geçirmesinin normalliğini ispatlar gibi.


Aslında midye beslenme açısından faydalı… Amino asitleri, yağ asitlerini ve vitaminleri uygun oranlarda içeren bir gıda, yeter ki size sağlıklı koşullarda ulaştırılsın. Hatta az önce bahsettiğim bulaşmalara maruz kalmış midyeleri bile 5 gün gibi bir süre temiz suda yaşatırsanız, suyu filtre ettikleri için tüm zararlarından arınıp tüketime uygun hale gelebiliyorlar. Özellikle yüksek protein içeriği ve sindiriminin kolay olması sebebi ile her yaştan insanın tüketmesi gereken midye, birçok hastalığa iyi geldiği bilinen Omega-3 yağ asidi kaynağı…

Ülkemizin 3 tarafı denizlerle çevrili olduğundan avlanan midye miktarı da gayet yüksek. Boşuna sevinmeyin, hepsini bize yedirmiyorlar... İşlenmiş midye ürünleri Fransa, Belçika ve İtalya’ya gidiyor. Almanya, Hollanda, İngiltere ve İsviçre ise canlı, pişmiş, dondurulmuş, salamura yapılmış midye etlerini alıyor.  Midye tuzlanmış, marine edilmiş, dumanlanmış, konserve edilmiş, midye salatası ve kokteyli olarak değerlendirilmekte. Ülkemizde ise en çok midye dolma ve midye tava tercih edilmekte.

Siz de benim gibi bu lezzetten vazgeçemeyenlerdenseniz eğer, o zaman izlenecek birkaç yol mevcut. Bu yollardan biri, temiz üretim yaptığından emin olduğunuz midye dolmacınızın izini kaybetmeyeceksiniz. Diğer bir yol, pazardan ya da marketten alıp kendiniz pişirebilirsiniz. İnternette değişik tarifler var. Zahmetli bir iş, marketteki genelde temizlenmiş oluyor ama pazardan aldığınızın sakallarından kurtulmanız ekstra bir iş. Tabi bunun da tazeliğinden ve temizliğinden emin olmanız lazım. Yine dönüp dolaşıp güvenebileceğiniz satıcı noktasına geliyoruz. Bildiğim ve bana en güvenilir gelen son yol ise; ihracat ağırlıklı çalışan firmaların ürünlerini tercih etmek. Gerçi bu durumda sokaktaki tezgahın başında yemenin verdiği keyfi alır mısınız bilemem… Sonuçta tüketim atmosferi de önemli değil mi?

Denizler ülkesiyiz ancak diğer ülkelere göre daha az deniz mahsülü tüketerek yaşıyoruz. Elimizdeki değerin farkında olalım ve midye dolma keyfimizden vazgeçmeyelim…