MAKALE

Yayın Tarihi: 11.12.2017 Pazartesi 10:05:00

Hızlı yaşantımıza yavaş çözümler

Sabiha ATAÇ ASAN

Hızlı yaşantımıza yavaş çözümler

Yavaş Gıda veya İngilizce’deki ifadesiyle Slow Food 1986’da Carlo Petrini tarafından başlatılan uluslararası bir harekettir. Hızlı, ayak üstü yemek alışkanlığına fast food karşı alternatif olarak geleneksel ve yerel yemek ve yeme biçimlerini, yerel ekosistemlerin özelliklerini korumayı teşvik eden hareket, Yavaş Hareketi’nin bir parçasıdır.

Endüstriyel uygarlaşmayla başlayıp gelişen yüzyılımız, makineleşen yaşam tarzımız, koşuşturma telaşı ile alışkanlıklarımızı daha “Hızlı yemek” yeme eğilimine zorluyor. Bu noktada ortaya çıkan Slow food; uluslararası “Yavaş Yemek” hareketi olarak 1986’da fast food kültürüne, yerel gıda geleneklerinin kayboluşuna ve insanların giderek ne yedikleri ile yedikleri gıdaların nereden geldiği, tadının nasıl olduğu ve yemek seçimlerimizin dünyayı nasıl etkilediğine dair bir yaklaşımdır.



“Yavaş Yemek” ile sofra düzeni kurarak hem dengeli beslenmek hem de sosyal hayatımızda mutluluklarımızı paylaşmalı yani aynı zamanda duygusal açlıklarımızı da doyurmalıyız. Bölgesel yemeklerimizin lezzetlerini, kokularını yeniden keşfetmek ve sağlıklı alternatiflere yönelmek bu konuda oldukça destek sağlayacaktır. Gerçek kültür; lezzeti yok saymak yerine onu geliştirmektir. Bu konuda da biz beslenme uzmanlarına ve gıda sektöründeki tüm profesyonellere de görev düşmektedir. Çünkü “Fast food” yani kısa sürede hazırlanmış ve hızlı bir şekilde servis edilen yiyecekler ülkemizde de özellikle büyük şehirlerde beslenme örüntüsünün büyük bir bölümünü oluşturduğu görülmektedir.

Ne yazık ki, fast food diğer bir deyişle ayaküstü beslenmek; besin değerinin genellikle düşük, enerji değerinin yüksek ve doymuş yağ oranının yüksek olmasından dolayı, kontrolsüz tüketimi ile obezite, yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet gibi hastalıklara yakalanma riskini artırmaktadır.



Tüm bu nedenler sağlığa zararlı bir beslenme şekli olan bu yaklaşım yerine slow food anlayışını ön plana getirmelidir. Fast food besinler genellikle yüksek oranda tuz, yağ ve şeker içeren ürünlerdir. Aşırı yağlı, şekerli gıdaların tüketimi enerji alımını da artırmaktadır. Büyümenin hızlı olduğu okul çağında hücre sayısı artmakta, gereksinimden fazla enerji alındığında ise, yağ hücrelerinin hacmi genişlemektedir. Fazla enerji alımı devam ettikçe hem yağ hücrelerinin hacmi, hem de sayısı artmaktadır. Bu da ileriki yaşlarda obez olma riskini artırmaktadır. Türkiye’de obezite prevalansındaki artış, özellikle çocukluk çağı obezitesindeki eğilimler, bölgesel ya da yerel küçük çalışmalar ile fast food tarzı beslenmenin hızla arttığı tahmin edilmekte ve bunun ülkemiz için büyük bir tehlike oluşturduğu bilinmektedir.


Sonuç olarak fast food tarzı beslenme yetersiz ve dengesiz beslenmeye yol açmaktadır. Bunun sonucu olarak obezite görülme sıklığı artmakta ve ileri yaşlarda kalp hastalıkları, şeker hastalığı gibi kronik hastalıklara yakalanma riski artmaktadır. Tüm bu olumsuz etkilerden tüm toplumun sağlığını korumak ve önleyici tedbirler almak adına beslenme uzmanları, tıp ve gıda alanındaki tüm uzman ve profesyonellerin bu konuya duyarlılığı artmalı, slow food beslenme eğilimi gibi sağlığı koruyucu beslenme önlemleri desteklenmelidir. Hem sağlıklı hem de pratik çözümler üretmeye yönelik uzman çözümlerine ihtiyaç vardır.

Konu ile ilgili eğitimler ve erişilebilir uygulamalar geliştirilerek toplumsal olarak sağlıklı beslenme bilinci yaygınlaştırılmalıdır.