MAKALE

Yayın Tarihi: 21.02.2018 Çarşamba 09:40:00

Küresel iklim değişikliği ve gıda güvencesi

Yusuf SONGÜL

Küresel iklim değişikliği ve gıda güvencesi
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 1979 yılında almış olduğu bir kararla kuruluş günü olan 16 Ekimi, “Dünya Gıda Günü” olarak ilan etmiştir. Dünya Gıda Günü sonraki yıllarda değişik temalarla kutlanmaya devam edilmiştir. Yapılan kutlamalarda, açlığın önüne geçilmesi, yeterli ve güvenilir gıdaya erişimin herkes için sağlanması konularına dikkat çekilmesi amaçlanmaktadır.

FAO, bu yıl Dünya Gıda Günü temasını; tarım, hayvancılık, balıkçılık, ormancılık, doğal kaynaklar, gıda kayıpları, gıda israfı, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, sürdürülebilir gıda sistemleri gibi başlıklarıyla “İklim değişiyor. O halde gıda ve tarım da değişmeli” olarak belirlemiştir. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası olarak Dünya Gıda Günü etkinlikleri kapsamında 15 Ekim 2016 tarihinde TMMOB Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odaları ile ortaklaşa, Ankara’da gerçekleştireceğimiz Dünya Gıda Günü Sempozyumu ana başlığını “Küresel İklim Değişikliği ve Gıda Güvencesi” olarak belirledik. Sempozyumda konuyu “Yoksullaşan Türkiye’de Gıda Hakkı” ve “ İklim Değişikliğinin Gıda ve Tarıma Etkileri” başlıklı iki oturumda konu uzmanları ile masaya yatıracağız. Bugün dünyamız 7,5 milyar insana ev sahipliği yapıyor. Orman tahribatı küresel sera gazı emisyonlarının %10-11’ine sebep oluyor, tarım arazilerinin %33’ü orta ve üst düzeyde toprak bozulumuna uğramış durumda, hava olaylarının neden olduğu kuraklık dünyayı olumsuz etkiliyor, yağışların azalması ve su kaynaklarının yanlış yönetimi nedeniyle temiz su sıkıntısı baş gösteriyor. Sonuç olarak sağlık sorunları ve göç giderek artıyor. Yaşadığımız çağda küresel bir silaha dönüşen su, gıda ve enerji bizim gibi ülkeler üzerinde en önemli hegemonya aracı haline gelmiştir. Bunun yanı sıra dünyadaki birçok insan, iklim değişikliği, savaşlar ve doğal felaketlerden dolayı zarar görmekte, bu durumdan en çok etkilenenler de çoğunlukla kırsal kesimde yaşayan ve tarımla uğraşan yoksul aileler olmaktadır. Kırsal kesimde yaşayan ve tarımla uğraşan insanlar; yoksulluk ve açlık riski altında olmakla beraber kaynaklara da sınırlı bir erişim içerisindedirler. Bu nedenle kırsal kesimde teşvik ve sosyal korumaya yönelik politikaların en üst seviyelere çıkarılması gereklidir. Yaşadığımız bu dünyanın gelecek kuşakların emaneti olduğunu düşünecek olursak, herkesin üzerine çok büyük sorumluluklar düştüğünü unutmamak gerekir. Su ile ilgili sorunlar her geçen gün artmakta ve boyutları da paralel olarak büyümektedir. Dünyada ve ülkemizde özellikle içilebilir su kaynakları hızla kirletilmekte, ticarileştirilmekte ve tüketilmektedir. Bu duruma düzensiz kentleşme, nüfus artışı ve kontrolsüz sanayileşme neden olduğu gibi atıkların uygun şekilde arıtılmadan doğrudan çevreye verilerek temiz sulara karışması da neden olmaktadır. İçme ve kullanma su havzalarının kontrolsüz bir şekilde imar alanlarına dönüştürülmesiyle çevresel atık yönünden kirlenmesine sebep olunmaktadır. Bu çevresel kirliliği yok edecek olan da kamunun kanunla yetkilendirilmiş kuruluşlarıdır.



Su güvencesi ve su güvenliği konusunda sorumluluğu olan kamu kurum ve kuruluşlara büyük sorumluluklar düşmektedir. Kuraklık, iklim değişikliği sorununun sadece bir parçasıdır, büyük tarım işletmelerinin ve şirketlerin uyguladığı endüstriyel tarım, bazı sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tarımda makineleşmenin artması toprak erozyonunu hızlandırmış, kullanılan fosil yakıtlar atmosferde sera gazları konsantrasyonunu artırmıştır. Uygulanan bu tarım modeli küresel iklim değişikliğinde önemli etkenlerden olmuştur. Bilinçsizce ve yaygın olarak kullanılan kimyasallar çevre kirliliğine yol açmış, insan sağlığını tehdit eder hale gelmiştir. Kuraklığın artması ve tarım alanlarının azalması tarımsal üretim yetersizliği daha da derinleşmiş, çiftçiliğin bittiği bölgeden kente göç de başlamıştır. Sınır komşularımızda yaşanan uzun süren çatışma ve iç savaşlar da tarımsal faaliyetleri engelliyor, mülteci akını gibi krizleri de beraberinde getiriyor. Sonuç olarak ülkemizi, hem gıda üretimi hem de kaynaklar konusunda ciddi sıkıntıların beklediğini söylemek zor değil.

Türkiye gibi potansiyeli yüksek bir ülkenin özellikle küçük çiftçileri göz ardı etmeden üretmesi, üreticisini koruması ve üretimin sürdürülebilirliğini sağlaması gerekmektedir. Kurak geçen her yıl, gelecek yıllardaki ürün verimliliğini olumsuz etkileyecektir. Sorunun çözümü, tarımsal üretimi ve verimliliğini artırmaktır, bunun için de üretimin temeli olan toprak ve su kaynaklarının korunması, geliştirmesi ve doğru yönetilmesi gerekmektedir. Tarım, toplumun gıda güvencesidir. Geleceğimiz üzerinde söz sahibi olmak için kendi kendimizi yönetebilme yeterliliğimiz olmalıdır. Dünya genelinde yaşanan kuraklık, gıda güvenliğini de doğrudan tehdit etmektedir. Ülkemiz ve dünyanın birçok bölgesinde kuraklık sebep olarak gösterilerek gıda fiyatlarında olağanüstü artışlar yapılmakta, bu durum dünya genelinde aç kalan insan sayısını artırmaktadır.

Kontrol altına alınamayan gıda fiyatları ülkeler için bağımsızlık sorunu haline gelebilmektedir. Gıda fiyatlarının artışı, en çok yoksul kesimleri etkileyecek, yaşanan doğal afetler, mali krizler, savaşlar ve politik sorunların da olumsuz etkisiyle dünyadaki açların sayısını daha da arttıracaktır. Aslında, dünyada yaşanan açlık ve yetersiz beslenmenin nedeni üretim yetmezliği değil, üretim ve tüketimin adaletli bir şekilde sağlanamamasıdır. Tarladan çatala kadar, yeterli altyapının oluşturulması, etkin denetim mekanizmalarının kurulması ve tüm aşamalarda gıda güvenliğinin, gıda güvencesinin sağlanması ile halkın hem ucuz hem sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi sağlanmalıdır. Açlığın ve yetersiz beslenmenin gündemde olmadığı, güvenli gıdalar tüketebildiğimiz bir dünyaya ulaşmak dileğiyle…

YAZARIN SON 5 MAKALESİ