MAKALE

Yayın Tarihi: 05.02.2018 Pazartesi 11:10:00

Limonun izlerini sürüyoruz

Hande Pusat

Limonun izlerini sürüyoruz

Limonata, her ne kadar ham maddesi limon, su ve şekerden oluşup yapımı çok kolay gibi gelse de kendisini küçümsememek lazım.

Sıcaklarla baş etmenin en iyi yollarından biri buz gibi bir bardak limonata içmek, aramızda bunu denemeyen yoktur diye düşünüyorum. Limonun anavatanın Çin olduğu düşünülüyor. M.S. 700 yıllarında, İran’dan, Mısır’dan ve Arap ülkelerinden geçerek Akdeniz’e girmiş. O zamanlar limon, İslami toplulukların bahçelerinde sadece süs bitkisi olarak kullanılmış. Kartaca’daki Roman mozaiklerinde ve Pompeii’deki fresklerde, limon ve turunçgil benzeri resimlere rastlanıyor. Ancak İslam öncesi tarihlerde, buralardaki varlığına dair bir iz bulunmayan limonun, bu resmedilenlerle ilgisi olmadığına inanılıyor. Resmedenlerin ya daha Doğu’da görerek bunları resmettiği ya da bunların limona benzer başka meyveler olduğu düşünülüyor. Tarihçiler, günümüzdeki limondan daha iri, daha kalın kabuklu ve daha az sulu olan “citrus” türlerine Antik Roma’da rastlanabileceğini düşünüyorlar. M.S. 23 ile 79 yılları arasında yaşamış olan yazar ve filozof Pliny’nin “Doğa Tarihi Ansiklopedisi”nde, “malus medicum” adı altında turunçgillere rastlanmakta “Malus medicum”un kelime anlamı kimilerine göre “Medlerin elması”, kimilerine göre ise “tıbbı elma” anlamına geliyor. Eğer Pliny “medicus” kelimesini seçerken, Med İmparatorluğu’nu baz aldıysa, bu turunçgillerin tarih öncesi çağlardan beri var olduğuna dair bir kanıt oluşturuyor. Medler M.Ö.858’den M.Ö.549’a kadar uzanan dönemde, İran ve Azerbaycan dolaylarında yaşamışlardı.

Limon ağacına dair ilk yazılı tasvirlere, 10. yy başlarında, Qustus Al-Rumi tarafından yazılan çiftçilikle ilgili bir kitapta rastlanıyor. 12. yy başlarında Çin’in Kanton bölgesinde limon yetiştirildiğine dair kanıtlar bulunuyor. Bu yüzyılın sonlarında ise, Müslüman Lider Selahattin Eyyubi’nin doktoru Ibn Jami, limon hakkında yazdığı bir tezde, limonun Akdeniz’deki bolluğundan bahsediyor. Bence kendileri haksız sayılmaz!



Limonun izlerini sürersek, kökeninin Çin sınırlarından, Burma ve Assam’dan geldiğini görürüz. Limonun Pers İmparatorluğu’nun sınırlarını aşarak Arap dünyasına, oradan da Akdeniz’e ulaştığını söyleyebiliriz. Fakat bu yolculuk hiç kolay olamamış. Çünkü limon, doğası gereği kolayca intibak sağlayan ve her türlü iklimde yetişen bir ağaç değil. Limon Akdeniz’e İslamiyet’le birlikte geliyor. Onuncu yüzyıl ve on ikinci yüzyıl arası İbni Sina’nın ve Selahaddin’in limondan söz ettiğine dair kanıtlar mevcut.



On dördüncü yüzyılda Mısır’da limon suyu ve bal karıştırılarak bir çeşit içecek elde ediliyor. Ancak limonatanın bildiğimiz hali ile ortaya çıkışı Ortaçağ döneminde Yahudi topluluğun mutfağından ‘qatarmi - zat’ adı ile oluyor. Akdeniz dünyası ise bir yüzyıl sonra limonatayı tedavi amaçlı, büyü amaçlı ve zenginlik işareti olarak kullanmaya başlamış. Son yıllarda uzmanlar limonatanın tam bir şifa kaynağı olduğunu söylüyor. Yani yaz aylarında serinleten, kış aylarında soğuk algınlığına iyi gelen bu içecekten uzak kalmayın derim! Limonata basit, ucuz ve lezzetli ve popülaritesini sürekli arttıran bir içecek. Anne limonatası, düğün limonatası, büfe limonatası, şık kafe limonatası derken son yıllarda şişeye de girdi. Fakat en güzeli evde yapılan Limonata değil mi?