MAKALE

Yayın Tarihi: 06.02.2018 Salı 10:30:00

Olağanüstü tehlikeli yaratıklar

Bilal YILDIRIM

Olağanüstü tehlikeli yaratıklar

“Olağanüstü tehlikeli yaratık”ların her yanımızı sardığı ve olağanüstü oldukları, gizemlerini hala korudukları da söylenebilir ancak tehlikeli oldukları konusunda tam bir yanılsama olduğunu düşünmekteyim…

Her şey yüzlerce yıl önce Marcus Terentius Varro’nun “gözle görünmeyen, havada yüzen, ağız ve burun yoluyla vücuda girerek hastalıklara neden olan, çok hızlı hareket edebilen tehlikeli yaratıklar” tanımıyla başladı. Evet Varro M.Ö. 1. Yüzyılda yayınlanan “Tarım Üzerine” isimli kitabında ilk defa mikroorganizmaları böyle tanımlıyordu. İlk bakışta korku filmlerine konu olabilecek bu tanım, mikroskop gibi bir aletin ya da mikroorganizmalar hakkında günümüzdeki kadar ayrıntılı bilginin olmadığı o dönemde oldukça başarılı ve cüretkâr bir girişimdir.

Yapılan araştırmalar aslında Varro’nun bu tanımından yüzlerce yıl öncesinde çeşitli alkollü içkilerin yapımında ve bazı peynirlerin olgunlaştırılmasında mikroorganizmalardan bilmeyerek ya da bilerek faydalanıldığını göstermekteydi. Farkındayım “Bilerek” ifadesi; bir süre bekletilen meyve sularını tüketenlerde meydana gelen keyif duygusu ve hatta kıyak kafa dikkate alınırsa “İsteyerek” olarak düzeltilmeli. Hala gelişmekte olan günümüz fermantasyon teknolojisinin ilk adımları olan bu bireysel girişimler zamanla toplumun kültürü haline gelirken, araştırmacı-geliştirmeci kişiler tarafından irdelenerek bilimsel boyuta taşınacaktır. Antonius Van Leeuwenhoeck tarafından ilk mikroskobun keşfiyle birlikte “tehlikeli yaratıklar”ın aslında ne oldukları da ortaya çıkacak, 17. yy’da gerçekleşen bu keşiften önce varsayımlardan öte bir anlamı olmayan iddiaların tamamen kurusıkı olmadığı da bu sayede kanıtlanacaktır.

Marcus Terentius Varro’nun, hastalıkların meydana gelmesinde rol oynayan olağanüstü tehlikeli yaratıklar tanımındaki gibi meyve suyunun şaraba dönüşmesi, sirkenin oluşması, bira benzeri içkilerin elde edilmesi, peynirin olgunlaşması… esnasında da acaba olağanüstü faydalı yaratıklar gibi bir tanım yapılmış mıdır bilmem ama bir gizem ve olağanüstülük mikroorganizmaların keşfine kadar devam etmiştir. Robert Hooke mikroskopla canlı organizmaları gözlemleyen ilk kişidir. Hooke’un gözlemlerinden yaklaşık 10 yıl sonra (1675) Leeuwenhoeck “Küçük Hayvancıklar” dediği mikroorganizmaların (kendi icadı olan mikroskop ile inceleyerek) resimlerini çizdi. Buluşlarını ve çizimlerini rapor haline getiren Leeuwenhoeck bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Lazzaro Spallanzani kaynatma işleminin mikroorganizmaları öldürdüğünü ve hava ile temas eden et suyunda mikroorganizmaların çoğaldığını gözlemledi. Louis Pasteur, Spallanzani'nin bu bulgularını derinleştirdi ve üreme meydana gelen et sularına dışarıdan bir bulaşmanın olduğunu kanıtladı. Pasteur bu sonuçla “kendiliğinden oluş” teorisini yıkarak “mikrop teorisi”ni ortaya attı. Pasteur aynı zamanda sterilizasyon işleminin ilk uygulamasını da yapmış oldu. 1876 yılında, şarbon hastalığına yakalanan sığırların kanında çok miktarda Bacillus anthracisi bulunduğunu tespit eden Robert Koch ise mikropların hastalığa neden olduğu sonucuna vardı. Hastalıklı hayvanın kanının bulaştırıldığı sağlıklı hayvanın da hastalandığını kanıtladı.

Koch bu çalışmalarıyla bugün hala Koch pastolütları adıyla faydalanılan mikrop ile hastalık arasındaki ilişkiyi de bulmuş oldu. Koch’tan yaklaşık 750 yıl önce İbn-i Sina, hastalıkların kirli organizmalar tarafından meydana geldiğini ifade etmiştir. Aynı zamanda hastalıkların bulaşıcı olabileceğini ortaya atarak karantina uygulatmıştır. Ibn Khatima 14. yy'da Endülüs'e kadar genişleyen büyük veba salgınında hastalığı vücuda giren küçük canlıların yaydığını ifade etti. Daha sonra 1546'da, Girolamo Fracastoro salgınların, doğrudan veya dolaylı temas ile ve hatta temas olmaksızın çok uzun mesafelerde taşınabilir tohum benzeri yapılar sayesinde meydana geldiğini ileri sürdü. Yüzlerce yıllık iddia ve araştırmalara bakıldığında, son 100-150 yıl içinde mikroorganizmalarla ilgili gelişmelerin ve mikrobiyoloji biliminin oluşmasında muhteşem bir ilerleme kaydedilerek, bugünkü modern mikrobiyolojinin bu 100-150 yıllık süreçte tesis edildiğini söylemek gerekir.

Yaşamlarını sürdürebilmek için su, uygun sıcaklık, hava ve besin öğesi gibi ihtiyaçları olan mikroorganizmalar hayatın devamlılığı için çok önemli görevler üstlenmişlerdir. Genel olarak bir sınıflandırma yapılmak istendiğinde akla ilk gelen yararlı mikroorganizmalar ve zararlı mikroorganizmalar ayrımı esas olarak mümkün değildir. Çünkü bir amaç için yararlı olarak nitelendirilen mikroorganizma kontrol dışı olduğunda ya da farklı bir amacın güdüldüğü bir ortamda zararlı olarak nitelendirilebiliyor. Örneğin, şarap işletmelerine bulaşan asetik asit bakterileri bu işletmeler için zararlı iken sirke işletmelerinin olmazsa olmazıdırlar. Yani ortama göre yararlılık veya zararlılık söz konusudur. Çürükçül mikroorganizmalar ekosistemin besin döngüsünde hayati öneme sahiptir. Aynı zamanda kontrol altına alınmaz ya da ortamdan uzaklaştırılmazlarsa gıdaların bozulmasına neden olurlar ki, bu da ekonomik kayıplar, insan sağlığının riske girmesi hatta ölümler gibi sonuçları doğurur. Günümüzde endüstride mikroorganizmalardan birçok alanda- Biyogaz üretimi, atık su-akarsu-göl-içme suyu arıtımı, ilaç üretimi, bazı gıdaların üretimi, tarımsal üretim, genetik mühendisliği vs gibi faydalanılmaktadır. Her yanı mikroorganizmalarla sarılı bir ortamda yaşayan insanoğlunun mikroplarla arasındaki ilişki esas alındığında ortaya çıkan sınıflandırma şu şekildedir: Hastalık Yapan Mikroorganizmalar Zehirlenmelere, hastalıklara, ölüme, ekonomik kayıplara neden olurlar. Yeme-içme ile besinlerden, sudan, havadan, topraktan, toplu ulaşım araçlarından, paradan… kısacası birçok ortamdan bulaşabilirler.

Dünya üzerinde bugüne kadar keşfedilen mikroorganizma türleri içerisinde hastalık yapanların oranı milyarda bir oranında bile değildir. Temel kişisel ve çevresel hijyen ve sanitasyon gereksinimlerinin yerine getirilmesiyle, hastalık yapan mikroorganizmaların zararlı etkilerinden korunmuş oluruz. Fayda Sağladığımız Mikroorganizmalar Bunlar birçok değişik özellikleriyle yaşamımızda faydalandığımız mikroorganizmalardır. Gıda sanayiinde ekmek, peynir, sirke, yoğurt, turşu… gibi ürünlerin üretiminde, çevresel kirliliğin önlenmesinde, ilaç sanayiinde, tarımda ve daha birçok alanda mikroorganizmalardan faydalanmaktayız. Vücudumuzun değişik yerlerinde bulunan milyarlarca mikroorganizma vücut dengesinin korunmasında ve bağışıklık sistemimizin oluşmasında önemli görevler üstlenmişlerdir. Kalıcı ve geçici flora olarak iki bölüme ayrılan normal vücut florası; özellikle dış etkilere açık deri ile sindirim sistemi, solunum sistemi ve boşaltım sistemindeki mikroorganizmaların tamamıdır. Normal flora kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu değişiklik çevre, giyim tarzı, beslenme alışkanlıkları… gibi koşullar ile yakından alakalıdır.

Kalıcı floranın vücuttan tamamen uzaklaştırılması mümkün değildir. Kazıma yoluyla da temizlik yapılsa kalıcı flora kendisini hızlı bir şekilde yeniler. Kalıcı flora organizmaları, hastalık yapıcı ve çürükçül mikroorganizmalarla tabiri yerindeyse savaş halindedir. Çürükçül Mikroorganizmalar Atık ve artık maddelerin doğada çözülmesi görevi ile doğal dengenin korunmasını sağlarlar. Bununla beraber gıdalarda bozulmalara yol açarak zehirlenmeye sebep olabilirler. Atık olarak niteleyemeyeceğimiz organik madde ve malzemelerin bozulmalarına, dolayısıyla ekonomik kayıplara neden olabilirler. Yaklaşık 3 milyar yıldır dünyada bulunduğu tahmin edilen “olağanüstü tehlikeli yaratık”ların her yanımızı sardığı ve olağanüstü oldukları, gizemlerini hala korudukları da söylenebilir ancak, tehlikeli oldukları konusunda tam bir yanılsama olduğunu düşünmekteyim. Mikroorganizmaların nimetlerinden faydalandığımız kadar tehlikelerine karşı tedbirimizi almamız halinde korkacak hiçbir şeyimiz kalmayacaktır.