MAKALE

Yayın Tarihi: 22.03.2018 Perşembe 16:25:00

Sahi, çocuğunuz güvende mi?

Ebru Arıman

Sahi, çocuğunuz güvende mi?

Ekşisinden, tuzlusuna, acısına, gaz yapıcısına, kimyasal düzenini bozucusuna, direkt kanınıza dolayısıyla sütünüze karışıcı zararlılardan uzak, alkolsüz; örneğin, antibiyotik ve başka bir takım ağır ilaçlardan uzak, yediğiniz marulu bile titizlikle arındırarak beslenmek zorunda olduğunuz döneme “lohusalık dönemi” denir. Nedenini tahmin etmek zor olmasa gerek; ne yerseniz bebeğiniz onu yer. Yediğiniz içtiğiniz her şey direkt olarak sütünüzün kalitesini ve kimyasal özelliklerini etkileyerek bebeğinize geçer. Bir süre turşu yiyemediğimi hatırlıyorum örneğin, ilaç alamadığımı. Mastite bağlı olarak antibiyotik almak zorunda olduğum süreçte ise, ilacın etki edeceği sütleri, bebeğe vermeden atmamı istemeleri ise, konunun ciddiyetini anlatmaya belki de yetiyordur.



İşin vicdani boyutu ise bambaşka bir şey… Anne sütü mucizevi bir besin, onda hemfikiriz. Ancak bu durumu tersine çevirecek seçenekler de yine annelerin elinde. Süt verdiğiniz dönemde ne yerseniz ne içerseniz, bebeğiniz de onu yer ve onu içer. Ancak şartlar ve süreç her anne ve bebek için eşit ilerlemiyor elbette. Kısıtlı sürede süt almak zorunda olan bebekler olduğu gibi, hiç alamayanlar da elbette mevcut. Henüz katı gıdaya da geçmemiş bebek için seçenek ise, ek besin. Yani genellikle hayvansal sütle kombine edilmiş besleyici mamalar. Dahası katı gıdaya geçiş ve sonrasında da bu yöntem, “sağlık için 1 bardak süt(?)” sloganıyla devam edecek bir süreçtir. Hayvansal süt? Yani yazımın başında değindiğim “lohusalık dönemi”ndeki bu defa bir başka canlının sütü. Her ne kadar sahibinden rıza almasak da, bir nevi süt annelik gibi gelmiyor mu kulağınıza? İşin etik boyutunu da içim acıyarak, en azından bu yazının amacına uygun olması adına şimdilik geçip diğer boyutuna geçmek istiyorum. Sütünü çocuğunuza sunduğunuz anne hayvanın, o gün ne yediği, ne içtiği konusunda ne kadar bilgi sahibisiniz? Yapmayın, hani nerede kaldı titizliğimiz?



Sanırım bu konuda ya oldukça iyi niyetlisiniz, ya da düşünmek, görmek, bilmek istemiyorsunuz. İşin daha trajik yanı ise, toplum sağlığını korumayı misyon edinmiş tüm kurum ve kuruluşların sizinle aynı kulak üzerine yatmış olmaları. GDO, yani genetiği değiştirilmiş organizmalara sahip mısır, soya, kolza gibi daha pek çok ürün 2007 yılından beri yasalar çerçevesinde hayvan yemi olarak kullanılıyor, evet hem de yasal olarak. Üstelik nihai ürünün biyogüvenliği hakkında yapılmış çalışmalar halihazırda devam ediyor. Genetik mutasyon, alerjik, tıbbi reaksiyonlar, kanser ve dahası… hangisinden haberdarsınız?

Peki ya hayvanların büyüyüp gelişmesi, sağlıklı olması için dayadıkları antibiyotikler? Benim antibiyotiğimle uğraşan hekimim kadar, neden uğraşmıyorlar hayvanlara yedirdikleri antibiyotikle? Ya bunca hormon? Neden bunca olumsuz tabloya rağmen bu sütün sağlıklı olduğunda ısrar ediyorlar? Ve neden bu kadar rahatsınız anneler? 2011’den günümüze GDO’lu 32 çeşit bitkiye yem amaçlı kullanım izni verildi. Bu yemler sadece daha ucuza, daha besleyici oldukları için tercih ediliyor ve halihazırda da kullanımı artarak devam ediyor. Gaz yapar endişesiyle diyetinizdeki lahana turşusuyla uğraşacak kadar özverilisiniz, dişiniz ağrısa ilaç almayacak kadar biyogüvenlikçi... Ancak maalesef bu kadar! Adil ve sürdürülebilir bir dünya temennisiyle…

Sütünü çocuğunuza sunduğunuz anne hayvanın, o gün ne yediği, ne içtiği konusunda ne kadar bilgi sahibisiniz?