RÖPORTAJLAR

Röportaj Tarihi: 16.02.2018 Cuma 18:05:00

Leptin direnci nedir?

Leptin direnci nedir?

KONUK: Prof. Dr. Nazan Uysal

RÖPORTAJ: Hande Pusat

Tanım olarak leptinin etkilerine karşı vücudumuzda direnç oluşmasıdır. Vücudumuz homeostasis olarak tanımladığımız bir denge içindedir. Bu dengenin bozulduğu durumlarda önlemler alır. Örneğin, vücudumuzda üretilen bir madde arttığında onun etkilerinden kurtulmak için yeni düzenlemeler yapar. Leptin direnci de vücudumuzda üretilen çok fazla leptine karşı yapılmış yeni düzenlemenin bir sonucudur.

Tokluk hormonu olarak bilinen leptin, büyük oranda yağ dokusundan salgılanan açlık duygusunu yok ederek vücut için gerekli enerjinin yağ depolarından harcanmasını sağlayan, vücudun enerji dengesini düzenleyen bir hormondur.

Belirtileri nelerdir?

Kilolu veya zayıf olmak. Sürekli stresli olmak. Duygusal dalgalanmalar yaşamak. Özellikle geceleri karbonhidratlı besinler yeme isteğinin olması. Artmış iştah. Çok yemek, sürekli atıştırmak. Kan trigliserid, kolesterol ve şeker düzeyi yüksek olmak. Tiroid problemleri olması. Karaciğer yağlanması olması. Sürekli yorgun olmak. Besin vb allerjileri olması. Vücutta inflamasyona bağlı hastalıkların olması (kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, hashimato gibi tiroid hastalıkları, kanserler-özellikle pankreas kanseri, lenfoma-… ): Leptin inflamasyona neden olan aracı maddeleri azaltır.

Nasıl engel olunabilir?

İşlenmiş yiyecekler yemekten kaçınarak: İşlenmiş yiyecekler hem vücudumuzda inflamasyonu arttırıyor, hem de sindirim sistemi mikrobiyotasını bozuyor. Bol liften zengin beslenerek: Hem sindirim sistemi mikrobiyotasını geliştirir, hem de obeziteyi engellemeye yardımcı olabilir.

Şekerlerden ve tahıllardan uzak durarak. Egzersiz yaparak: Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, çok ağır ve şiddetli yapılan sporun, stres hormonlarını tetiklediğinden, uzun vadede leptin direncine katkısı olur. Yeterince uyuyarak. Kan trigliserid seviyemizi düşürerek: Kan şekerini çok yükselten glisemik indeksi yüksek besinleri tüketmediğimizde kan trigliserid seviyemiz düşer. Doğal protein tüketerek: Günlük enerji ihtiyacının %15-30’unu proteinlerden karşılamanın leptin hassasiyetini arttırdığı görülmüş. Kaliteli doğal yağ tüketimini artırarak: Günlük enerji ihtiyacının %50- 70’inin doğal yağlardan oluşması, omega-3 alımının arttırılması da leptin direncini önlemektedir.

Leptin salgılanmasını etkileyen faktörler nelerdir?

Açlık: 12-20 saatlik açlık leptin salgı- lanmasını arttırırken, 24-72 saat gibi uzayan açlıkta leptin salgılanmasının azaldığı görülmüş. Geçen kış yapılan bir araştırmada sabah kahvaltısını atlamanın kan leptin seviyesini %9-12 oranında arttırdığı görülmüş. Kahvaltının bazal metabolizmayı arttırıcı etkisi göz önüne alındığında kahvaltıyı sürekli atlamak iyi bir fikir olmayabilir. Obezite: Obezlerde artmış yağ dokusundan fazlaca leptin salgılanmakta, ayrıca leptinin salgılanma şekli de değişmektedir. Leptin en çok gece 24’ te salgılanmakta, sonra sabah 9:00- 12:00 arasında ise en düşük seviyeye inmekte, gün içinde öğün araları 4-6 saatten fazla açıldıkça bir miktar daha salgılanmaktadır. Bu şekilde salgılanmaya diurnal salgılanma denmektedir. Obezitede işte bu diurnal salgılanma ritmi bozulmuştur. Bu artmış leptin seviyesi beyinde iştah merkezinde bulunan hücrelerdeki leptin algılayıcı reseptörlerin azalmasına neden olmaktadır. Böylece ortamda fazla leptin olmasına rağmen leptinin yağ yakıcı ve iştahı kapatıcı sinyali hücrelere ulaşamamaktadır. Yani leptin hassasiyeti azaldığından yüksek enerji deposuna rağmen artmış bir iştah vardır. Stres: Akut stres leptin hormonu salgılanmasını arttırırken, kronik stresler leptin hormonu seviyelerini azaltmakta veya değiştirmemektedir. Bu nedenle ani-akut bir streste iştahımız azalırken, kronik streste iştah artar veya değişmez. Leptin ise stres hormonu seviyesini azaltmaktadır. Egzersiz: Egzersizin kadınlarda leptin seviyesini arttırırken, erkeklerde değiştirmediği hatta azalttığı görülmüştür. Biz de deney hayvanlarında yaptığımız çalışmamızda egzersizin kan leptinini sadece dişilerde arttığını her iki cinsiyette de beyin dokusunda leptin seviyesini ve reseptörlerini arttırdığını gözledik. Egzersizin asıl etkisi, her iki cinsiyette de leptin reseptörlerini arttırmaktır. Testosteron ve östrojen seviyelerinin artması leptin seviyesini azaltıcı etki yapmaktadır. Uykusuzluk kanda stres hormonunun artmasına neden olduğundan leptin seviyesini azaltıcı etkisi bulunmaktadır. Hem insanlarda hem de deney hayvanlarında uykusuzluk yiyecek alımını arttırmaktadır. Omega-6/omega-3 dengesinin bozulması İnsülin: Leptin glukoz emilimini engeller, kan şekerini ve insülini düşürür. İnsülin ise leptin seviyesini arttırır. Bu nedenle insülin direnci geliştiğinde kısa bir süre sonra (vücut ağırlığı ve vücut yağ miktarından bağımsız olarak) artan leptin seviyesi nedeniyle leptin direnci gelişir. Diyabette serum leptin seviyesi düşer. Biz de daha önce diyabetik sıçanlarda yaptığımız çalışmamızda diyabetik grupta kan ve beyin dokusunda leptin seviyesinin azaldığını gözledik.

Leptin seviyesini etkileyen faktörler cinsiyete göre farklılık gösterir mi? Leptin direnci kadınlarda mı yoksa erkeklerde mi daha sık görülüyor?

Kan leptin seviyesi kadınlarda ve erkeklerde farklıdır. Kadınlarda erkeklere göre 3-4 kat daha yüksektir. Erkek çocuklarda ergenlikte testosteron (erkek cinsiyet hormonu) hormonu seviyesinin artması ile leptinde azalma görülür. Ancak yaşlı erkeklerde leptin seviyesi bir miktar artar, çünkü testosteron seviyesi azalmıştır. Bu nedenle leptin direncinin kadınlarda daha kolaylıkla oluşabileceğini söyleyebiliriz.

Hangi yaş grubu daha tehlikeli?

Aslında 2 yaş grubu daha çok etkileniyor, ama mekanizmaları farklı: Orta yaş grubu: Metabolizma yavaşladığından, kilo almaya daha meyilliler. Kilo almaya bağlı leptin direnci görüyoruz bu yaş grubunda. Yaşlı grubu: Beyindeki leptin algılayıcı reseptörlerin sayısı azaldığından leptin yanıtı ve hücrelerdeki leptin işleyişi bozuluyor.

Boy-kilo oranı ne derece önem taşıyor?

Kan leptin seviyesi yağ doku miktarı ve vücut kitle indeksi (BMI) ile doğrudan ilişkilidir. BMI yüksek ise kan leptin seviyesi yüksektir, leptin direnci gelişmiştir veya gelişmektedir.

Leptin direnci ve obezite arasındaki ilişki nasıldır?

Leptin hormonu ilk olarak 1994’te Dr. Friedman ve ekibi tarafından antiobezite hormonu (obeziteyi önleyen hormon) olarak tanımlanmıştır. Yağ dokudan salgılanan bu hormonun normal işlevinin bozulmasıyla obezite oluştuğu gösterilmiştir. Obezlerde artan yağ dokusu ile önce leptin seviyesinin giderek arttığı, hatta salgılanma ritminin (gece en yüksek, sabah 9-12 arasında en düşük olan ritm) bozulduğu görülmüştür. Artmış serum leptini vücutta özellikle de beyinde leptin algılayıcı reseptörlerin azalmasına neden olmaktadır. Böylece leptin yüksek olmasına rağmen iş yapamamaktadır. Yani leptin direnci gelişmektedir. Depolar dolu olmasına rağmen kıtlık sinyali devam ettiğinden kontrol edilemez iştah vardır.

Leptin salgılanmasını neler engelliyor?

Uygun leptin salgılanması için akşam yemeği ile kahvaltı arasında en az 11-12 saat olmalı ve akşam yemeği (sonraki atıştırmalar dahil) yatmadan en az 3 saat önce yenmelidir. Leptinin vücudun enerji için depolanmış yağın kullanımını teşvik edebilmesi için dolaşım sistemi içindeki yağın azalması yani öğünler arasında en az 5-6 saat olması gerekmektedir. Beynimizdeki açlık-tokluk merkezinin leptine hassasiyeti hepimizde aynı değil. Bu hassasiyeti belirleyen genetik yapımızdır. Genetik yapı üzerine çevresel faktörlerin eklenmesi ile leptin direnci gelişebilmektedir. Epigenetik dediğimiz bu çevresel faktörler anne karnında başlar, annemizin kilolu olması, doğduktan itibaren anne sütü alıp almamak, fazla beslenmek gibi faktörler genetiğimizi etkileyerek direnç gelişmesine katkıda bulunur. Kalori kısıtlaması temeline dayanan diyetler de leptin salgılanmasını engellemektedir. Genellikle leptin direnci, insülin direnci ile birlikte gelişmektedir. Öncelik sonralık değişebilir.