RÖPORTAJLAR

Röportaj Tarihi: 26.01.2018 Cuma 14:25:00

Sevginin kapısını açıyor: Down Cafe

Sevginin kapısını açıyor: Down Cafe

KONUK: Saruhan Singen

RÖPORTAJ: Yağmur Ceylan

Şişli’nin biraz arka sokaklarında kalan; küçücük, sıcacık bir kafeymiş burası… Kapıdan içeri ilk girdiğimde içimi ısıtan bir havası var.

Kafe çalışanlarının ve müşterilerin mutluluğu her yere yansımış sanki. İçerdeki herkes gülümsüyor. Kalabalık Japon bir ekip cafede. Boş bulduğum bir masaya oturuyorum, kafe sahibi Saruhan Bey’i beklerken etrafı izlemeye başlıyorum. Çalışanlar down sendromlu, mental ve otizm hastası çocuklardan oluşuyor, bir de gönüllü olarak yanlarında bulunan anneler var. Duvarlarda çocukların ve gönüllülerin yaptıkları resimler dikkatimi çekiyor. Bunları belli bir ücret karşılığından satıyorlar. Mutfağa dönüyorum, herkes işini o kadar özenerek yapıyor ki, hayranlıkla onları izliyorum. Sürekli birbirleriyle şakalaşıyorlar. O gün etkinlik günü olduğu için menüde suşi var. Belli ki Japon ekip çok beğenmiş. Tabakları bomboş. Müşteriler yemeklerini yedikten sonra çocuklar tabaklarını dolduruyor ve bir masada beraber yemeklerini yiyorlar. Sürekli bir kahkaha sesi. Çok tatlılar. Kafe sahibi Saruhan Bey ile böyle bir kafenin nasıl ortaya çıktığı konusu üzerine başlıyoruz konuşmaya. Süreçte neler yaşadılar? Çalışanların ve müşterilerin tepkisi nasıldı? Yaşadıkları ilginç şeyler oluyor mu? Saruhan Bey bir bir anlattı. Aynı bu kafe gibi sıcacık bir sohbetti.

Saruhan Bey, bize Down Cafe fikrinin nasıl oluştuğundan ve konseptinden bahseder misiniz?

Saruhan Singen, asıl mesleğim mimarlık ve Down Cafe’nin kurucusuyum. Benim kızımın mental hastalığı olduğu için senelerdir bu işlerle uğraşıyorum. 2011 senesinde Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e bu konu hakkında bir teklifte bulunduk, hemen kabul etti. Bize kendisi biraz yardımcı oldu. Bize bir müteahhit ayarladı ve bende mimar olduğum için projeye başladık. Bende çevremden bir şeyler buldum ve yaklaşık 2-2,5 aylık bir zamanda başladık. Doğum tarihimiz 20 Haziran 2011’dir. Güzel bir şekilde yürüyoruz. Herkes bu işe nasıl ve neden başladın diye sordu. Farklılaşma var, daha önce görme engelliler, bedensel engelliler, işitme engelliler hep ön plana çıkıyordu. Zihinsel engelliler her zaman arka plana bırakılıyordu. Ben bunu şahsen görebiliyordum. Bizim burada 28 çocuğumuz down sendromlu, mental ve otistik. Bu çocuklar ya devletin normal okullarında okumaya çalışmış ya da rehabilitasyon merkezlerine gidiyorlarmış. Bunların arasında zamanında kendilerini evlere kapatanlar da olmuş maalesef. Biz bunları görerek bu çocukların sosyalleşmesini istedik. Bu Cafe projesini ortaya attık. Mustafa Sarıgül ile başladık Hayri İnönü ile devam ediyoruz. Bizleri çok seviyorlar, bizim yerimiz onlar için farklı, hem onları onurlandırıyoruz hem de yüceltiyoruz, bir nevi reklamını yapıyoruz. Bu çocuklar her sabah saat 10 gibi, 2 gönüllü anne ile buraya geliyorlar. Ben burayı ilk kurduğumda buraya tüm gönülleri anneleri çağırdım ve konuştum. Burada herkesin emeği var. Biz çok büyük bir fark yarattık. Çocuklarımız büyük bir değişim yaşadı, parasal değerleri öğrendiler. Cafe açıldıktan sonra sürekli telefonlar almaya başladık, sırayla Türkiye’nin birçok yerinde Down Cafe’ler açılmaya başladı. Bunlar çok güzel şeyler. Demek ki, iyi bir misyon edinmişiz. Biz burada 1-2 sene çalışan çocukları ömür boyu çalışabilecekleri bir yerlere yerleştirmek istiyoruz. Çünkü burada 27-28 çocuk geldikleri gün sayısı ile maaşlarını alıyorlar. Bizim 3-4 personelimiz; bunlardan ikisi aşçı, biri psikolog, biri de Down Cafe’nin sorumlusu. Çalışan çocuklar bazen değişiyor. Biz onları yerleştirdikten sonra yerine tekrar başka çocuklar alıyoruz. Çocuklardan iş yerlerine yerleştirdiklerimiz oldu. Bir tanesini Hayri İnönü yanına aldı. Orada çok güzel bir grup edinmiş, kendini çok sevdirmiş. Zaten bu çocukların hepsi çok sevimli çocuklar, her yerde kendilerini sevdiriyorlar. Çocukların o kadar farklılıkları var ki, otizm hastası çocukların bazıları Yağmur Adam gibiler. Türkiye’nin bütün otobüs seferlerini size sayabilirler. Siz İstanbul’da nereden nereye gitmek isterseniz o otobüsün rakamlarını size sıralayabilirler. Down sendromlu çocuklarsa çok fazla neşeliler. Burada hafta sonları etkinlikler yapıyoruz. Dünya mutfağını tanıtıyoruz. Bunlarla beraber Down Cafe kazanç sağlıyor. Bunların yanı sıra, resim hocaları geliyor resim yapıyorlar, yoga hocaları geliyor yoga yapıyorlar, tiyatro hocaları geliyor tiyatro yapıyorlar. Çocuklar buraya ödevlerini yapmaya geliyor. Üniversitelerden talepler gelmeye başladı, günümüzün gençliği çok bilinçli, buraya ödevlerini yapmaya geliyorlar. Bizde onların okullarına gidip tiyatro yapıyoruz, herkes gülmekten yerlere yatıyor. Çocuklarımıza son zamanlarda işaret dilini öğretiyoruz. Burada çok güzel işler oluyor. 2011’den beri buralara geldik. Çok zor oldu, hiçbir sponsorumuz yok. Burası mucizelerle yaşıyor. Zeytinyağımız bitiyor, bakıyoruz birisi getirmiş. Patatesimiz bitiyor tamamen tesadüf birisi getirmiş oluyor. Bize gösterilen ilgi sadece İstanbul ya da Türkiye’den değil. Kudüs’ten, Bosna’dan, Avusturya’dan, Kanada’dan gelenler oluyor ve bizi takip ederek bilerek geliyorlar. Birçok anlamda biz farkındalık yarattık. 2011 senelerinin ortalarında Sabancı’nın Fark Yaratanlar Listesi’ne seçildik. Bu Down Cafe’lerden bir tane olmamalı, bu çocukların birçoğu evlerinde kapalı yaşıyor. Belediyeler bu konulara el atmalı. Gereken önemi vermeliler. Bu çocukların hepsi Otelcilik alanında eğitim aldılar. Bu günlere kolay gelinmedi. Şimdi bakıldığında çocuklar mutlu, aileler mutlu, buraya gelen tüm müşteriler çok mutlu…

Mekanın tasarımı size ait. Nasıl bir tasarım yaptınız, özelliği nedir?

Her şey çok ilginç gelişti aslında. Şişli Belediyesi’nin yardımları belli bir noktada kaldı. Ben daha sonra çevremdeki insanlarla burayı oluşturmaya çalıştım. Mimar olduğum için bu konulara yakın bulunan bir çevremde var. Eksiklerimizi böyle böyle tamamladık. Hepsini iç içe karıştırdım, tesadüfen böyle bir şey ortaya çıktı.

Down Sendromlu gençlerin cafede çalışmasını insanlar nasıl karşılıyor?

İlk başlarda çok zordu. Müşterilerimiz ilk zamanlarda bilinçsizdi. Zamanla oturdu bunlar. Hatta bir ara çocukları mızı dışarıya çıkardık, dışarıdan geçen insanlarla tokalaşmalarını sağladık. Şu anda müşterilerimiz çok mutlu. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Herkes birbirini çok benimsedi. Müşteriler ve çocuklar arasında karşılıklı bir memnuniyet var.

Çalışan çocuklar hangi görevleri yapıyor?

Genelde bazıları içeride bulaşığa yardımcı oluyor. Sabahları temizlik işini yapıyorlar. Saat 12:00-13:30 arasında garsonluk işini yapıyorlar. Harika bir şekilde yapıyorlar. Onlara annelerimizde yardımcı oluyor. Çok disiplinliler. Hepsinin önlüğünde isimleri yazıyor.

Farklı şehirlerde Down Cafeler işletiliyor. Birbirinizle bağlantılı mısınız?

Hayır, bağlantılı değiliz. Onların birçoğu eğitim amaçlı kuruldu. Biz burada bu çocukları maaşlı çalıştırıyoruz. Buradaki çocukları kazandıkları paraları, ailelerine katkı olarak veriyorlar. Örneğin, benim kızım annesine telefon almak için burada kazandığı parasını biriktiriyor.

Yaşadığınız ilginç olaylar oldu mu? Bizimle paylaşır mısınız?

Her gün oluyor, olmaz mı? Bir gün Hint mutfağından bir yemek yapacaktık ve but ihtiyacımız vardı, 10 dakika sonra birileri but getirdi. Bir gün zeytinyağına ihtiyacımız oldu, zeytinyağımız geldi. Burada her gün bir mucize gerçekleşiyor. Burada çok güzel bir ortam var. Çocukların hepsi melek. Keşke bunları herkes fark edebilse, her yerde böyle Down Cafe’ler açılsa.

Okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Bazen buraya hamile kadınlar geliyor. Bebeklerine hastalık teşhisi konulmuş olanlar bu durumdan oldukça korkuyor. Asla korkmasınlar. Onları çok renkli bir hayat bekliyor. Bunun bilincinde olmalılar. Umutsuzluğa kapılmasınlar.