RÖPORTAJLAR

Röportaj Tarihi: 13.04.2018 Cuma 17:40:00

Subway

Subway

KONUK: Hakan KURT

RÖPORTAJ: Hande PUSAT

Güçlü bir Franchise sistemine sahip olan ve satış ağını her geçen gün genişleten Subway Türkiye Ülke Direktörü Hakan Kurt ile Subway ürünlerini ve marka hedeflerini konuştuk.

Sağlıklı ve hafif ürünlerinizle tanınıyorsunuz. Ürün gamınızdan bahseder misiniz?

Aslında çok basit bir menümüz var. Ürün gamımızda sandviçler, salatalar, dürümler, kurabiyeler ve içeceklerimiz yer alıyor.

Subway ürünleri diyet listelerinde de çok fazla yer buluyor.

Evet, 6 gram ve az yağ içeren 3-4 tane sandviçimiz var. Menümüzde toplam 16 sandviç var. Özellikle tavuk teriyaki ve hindi but, hem rahat yiyebileceğiniz sandviçlerimiz; hem de beyaz et içermesi, yeşillikleri ve taze ekmeğiyle sağlık faktörünü ön plana çıkarıyor.

Yani Subway ürünleri tüketerek kilo kaybı yaşayabilir miyiz?

Aslında bizim ürünlerimiz sadece diyet amaçlı ürünler değil. Ama Türkiye çapında birçok spor salonuyla, spor salonu eğitmenleriyle çapraz promosyon yapıp bizim müşterilerimizle onların müşterilerini bir araya getirdiğimiz çok fazla platformumuz var. Bu da sağlıklı yaşamayı tercih eden, sporunu yapan insanların Subway ile bir gönül bağlarının olduğunu gösteriyor. Sağlıklı gıda ve sağlıklı yemek açısından faydalı olduğumuzu düşünüyoruz.

Sandviçlerin belli bir standardı var mı, yoksa müşterilerin taleplerine göre mi uyarlanıyor?

Sandviçlerde iki ölçümüz var zaten, tüm dünya için geçerli. Türkiye’de santim ve metre kullanıldığı için santim üzerinden değerlendiriyoruz. Ekmeklerimizin büyüklükleri 15 cm ve 30 cm oluyor. Restoranlarımızda her gün, günde minimum iki maksimum dört kere ekmek pişmesi gerekiyor. 5 çeşit ekmeğimiz var, beyaz ekmek, kepekli ekmek, çavdarlı ekmek, susamlı ekmek gibi. Bu ekmeklerin hepsi günlük olarak dükkanda pişiyor. Bu çok önemli bir standart bizim için. Sandviç bizim en önemli ürünümüz, ana ürünümüz. Dolayısıyla o ana ürünün içindeki her şeyin taze ve sağlıklı olması bizim için çok değerli. En önemli standardımız bu. Bunun dışında tabii içine koyulan etlerin de tavuk olsun, kırmızı et olsun, hindi eti olsun belirli formülleri var. Ürün formülasyonları var. Sandviç ünitesinde her şeyin konulması gereken bir gramajı olduğu gibi, misafirimizin miktarını azaltmak ya da arttırmak istediği ürünleri de ücretsiz olarak sandviçlere ekleyebiliyoruz.

Subway’in burada bir okul gibi çalıştığını, Franchise adaylarına yoğun eğitimler verdiğini görüyoruz. Subway’in Franchise sitemine dahil olmak bir genç girişimci için zorlu bir süreç mi?

Şirketimizin geçen sene kaybetmiş olduğumuz kurucusu Fred Deluca’nın hep söylediği bir söz vardı: “Bu bir roket bilimi değil, biz sadece sandviç satıyoruz”. Sandviç hepimizin evde hazırlayabildiği bir yiyecek. Ben Franchise eğitimlerinde şu cümleyi söylerim: “Ürünümüze güvenin, müşteri gelip yedikten sonra diyebileceği en kötü söz; ‘Sandviç işte ben bunu evde yaparım’ olur”. Ama bundan daha kötü bir söz söylemeyecek. Kimse size bu çok yağlıymış, sağlıksızmış demeyecek. O taze ekmeğin içerisindeki taze ürünü yedikten sonra size söyleyebileceği en kötü söz, “Sandviç işte” olabilir. Dolayısıyla girişimciler için de aynı şey geçerli. Bu sadece bir sandviç işi. Evet ekmek kesmek biraz zor. Menteşe dediğimiz bir kesimimiz var. Ekmeği keserken 5 derecelik bir açıyla başlayıp, belli bir açıda kesip tekrar 45 dereceyle indiriyorsunuz ki; ürünü içine koyduktan sonra ekmek hem güzel kapansın, hem de kapandıktan sonra güzel gözüksün diye. Ekmeğin dağılmamasını önlüyor, fiziksel olarak bir katkı sağlıyor. Onu yaptıktan sonra gerisi hiçbir şey değil açıkçası. Mesela sizlerin de tanıştığınız İrem Hanım var, Ankara’daki bir dükkanımızda bizimle sandviç artisti olarak çalışmaya başladı. Arkasından aynı bölgenin Bölge Yönetimi ofisinde Saha Danışmanı olup, dükkan denetlemelerine katılıp pozisyonunu yükseltti. Şu anda da ülke ofisimizde Bölge Koordinatörü olarak çalışıyor. Yani inanılmaz bir kariyer çizgisi var. Bu tip Franchise’larımız da var. Sandviç artisti olarak başlayıp Müdür olarak devam eden, ilk dükkanını açıp ardından ikinci dükkanına da geçenler var. Ben son 3-4 senede Anadolu’da mümkün olduğunca birkaç üniversitede bununla ilgili seminerlere katıldım. Gençlerde de görebildiğim durum bu. Girişimci olabilmek, girişimci ruhu önemli. Kendi işinin başında durabilmek önemli.

Türkiye’de Franchise sisteminin zorluklarını değerlendirebilir misiniz?

Franchise sisteminin bence Türkiye’de bir zorluğu yok. Benim uzmanlık alanım Franchise. Bundan önce de başka bir markada Franchise Müdürü olarak çalıştım. Şu an Doğuş D.ream bünyesinde çalışan bir marka. Ben Franchise ile Rusya’da da dükkan açtım. Azerbaycan’da, Amerika’da çalıştım. Türkiye’de çalıştım. Türkiye’nin değişik illerinde çalıştım. Her yerde aynı. İnsanlar önce bir know-how’ı kendilerinin yaratamayacağını düşünüp know-how’ı alıyorlar. Aldıktan sonra bir kısım yatırımcı şu psikolojiye bürünüyor: ‘Bunu ben de yaparmışım.’ Bunlar sadece Türkiye ile alakalı değil ama hep bunu duyuyoruz. Türkiye’de bizim insanımız bir şeyi sahiplenip değiştirmeye çalışıyor, standartları izlemeyi sevmiyor. Öyle bir şey yok, tüm dünya için geçerli bu. Tüm dünyada her insanda doğası gereği bir şeye kendinden bir şeyler katma isteği her zaman vardır. Sonuçta aynı marka arabayı on kişi alır ama arabanın içine girdiğiniz zaman o değişimi hissedersiniz. Ya kokusuyla ya da oraya koyduğu herhangi bir aksesuarla kendine has bir şekilde değiştirmiştir. Ama sonuçta aynı marka, aynı model, aynı renk on tane arabayı yan yana koyun, on tanesinin de içine bakın birbirinden farklı şeyler görürsünüz. Bizim için de bu böyle ama en azından bu konuda Franchise’ımıza şunu söylüyoruz: “Biz zaten sizden gelen Know-how ile büyüyoruz. Çünkü bizim kurumsal dükkanımız olmadığı için, 45 bin dükkanın tamamı Franchise olduğu için sahadaki başarılı çözümleri, bir Saha Danışmanı görür, değerlendirir eğer başarılıysa başka bir dükkanda dener. Başka dükkanlarda da başarılı oluyorsa bütün bir bölgeye yayılır. Oradan tüm dünyaya yayılır. Dolayısıyla Franchise’larımızın standartlar dışında bir şeyler yapmış olmaları her zaman kötü anlama gelmez. Çünkü bazen bir insanın standart dışı ama çok pratik bir çözümü, yarın öbür gün standart haline gelebilir. Zaten bu insanlar girişimci kafa yapısında oldukları için onları sınırlamamak lazım. İnsanları sınırlarsak bir noktada Ar-Ge’yi de sınırlamış oluyoruz.