YAŞAM

Yayın Tarihi: 06.08.2011 Cumartesi 12:38:00

Ülkemizde denetim yok

Ülkemizde denetim yok

Türkiye'de genetiği bozulmuş ürünlerin denetimine dikkat edilmiyor.

Rusya, üzerinde ilaç kalıntısı bulunduğu 5 kalem sebzenin ithalatını durdurdu.

Bu gelişmeler ´ne kadar sağlıklı meyve sebze tüketiyoruz?´ tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar tarım ürünlerinde çok önemli bir konunun göz ardı edildiğine dikkat çekti. Genetiğiyle oynanmış ürünlerin ne denetimi yapılıyor ne de yeterince inceleneceği laboratuvarlar bulunuyor. Daha büyük, daha dayanıklı ve istenilen özelliklere sahip tarım ürünü elde etmek için bitki genetiğine yapılan müdahalelerse uzun vadede insan sağlığını tehdit ediyor.

Kanser, alerji, antibiyotiğe dayanıklılık, bebeklerde cinsiyet sorunları gibi sonuçlara yol açtığı söylenilen bu tür gıdaların üretimi git gide yaygınlaşıyor. Bütün dünyada Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar´a (GDO) yönelik tedbirler alınırken, Türkiye´de bu konu pek gündeme gelmiyor. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Çetiner, patates tohumunun bile ithal edildiğini belirtiyor, başta İsrail olmak üzere yurtdışından gelen tohumların gümrüklerden çok rahat geçtiğini, genetikleriyle oynanıp oynanmadığının bilinmediğini vurguluyor.

Tübitak Tarım Teknoloji Platformu üyelerinden genetik mühendisi Emrullah Gökhan da, tohum sektöründeki dışa bağımlılığa işaret ederken, Türkiye´de 300 milyon dolarlık tohum pazarının 70 milyon dolarının ithal olduğu bilgisini veriyor. Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Zeybek ise gümrüklerdeki denetimsizlikten yakınıyor ve analiz yapabilmek için akredite laboratuvarlara ulaşılamadığının da altını çiziyor.

Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Çetiner, Türkiye´de biyoteknolojinin gelişmesi için temel bilim alanlarına gerekli önemin verilmemesinden şikayet ediyor. Bu durum, genetik konusunda yetişmiş eleman sayısının düşük almasına yol açarken kapsamlı araştırmaları yürütebilecek araştırma birimlerinin oluşturulmasına da engel oluyor. En önemli sorun, belirli düzeyde bilgi birikimine ve tecrübeye sahip araştırmacıları bir araya getirerek ´uzmanlık merkezleri´ kurmak yerine, tek tek laboratuvarların oluşturulması. Türkiye´de bitki doku kültürü yatırımları 1974 yılında başladı. Halen hemen hemen tüm ziraat fakültelerinde ve Tarım Bakanlığı araştırma enstitülerinde birer doku kültürü laboratuvarı bulunuyor. Ancak, Türkiye, son derece basit bir teknoloji gerektiren patates tohumluğu ihtiyacını bile, her yıl milyonlarca dolar ödeyerek yurtdışından karşılamak mecburiyetinde kalıyor.

Bu ve benzeri çarpıklıkların yaşanmaması için öncelikle yapılması gereken, Avrupa Birliği müktesebatına uygun bir biyogüvenlik mevzuatı çıkarmak. Ardından tarımsal biyoteknoloji ürünlerinin bu mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesini sağlamak.

´Tartışmalar bilimsel zeminde değil´

Ayrıca Tarım Bakanlığı´nın 5553 sayılı yasayla verilmiş görevlerinin önemli bir kısmının, kurulması öngörülen Ulusal Biyogüvenlik Kurumu´na devredilmesi, üreticileri (çiftçileri) ve tüketicileri doğrudan ilgilendiren konularda Tarım Bakanlığı´nı devre dışı bırakıyor.

Genetik Mühendisi Emrullah Gökhan ise tohum sektöründeki dışa bağımlılığa vurgu yapıyor: "Türkiye, dünya tohumluk endüstrisindeki gelişmelere paralel olarak Ar-Ge faaliyetlerini yeterince gerçekleştiremediği için çokuluslu tohumculuk şirketleriyle rekabet edebilecek durumda olmadığı gibi, tohumluk ithalatı yapan bir ülke durumuna geldi." 300 milyon dolarlık tohum pazarının 70 milyon dolarının ithal olduğuna dikkat çeken Gökhan´a göre, ülke politikası olarak özel sektörün desteklenmesi ve ülke gen kaynaklarının korunarak Türkiye´ye ait patentli ürünlerin geliştirilip üretilmesine destek verilmesi gerekiyor. Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Zeybek, "Ülkemizde her ne kadar ´genetiği geğiştirilmiş organizmalar´ı ihtiva eden gen kaynağı kullanımı yasak olsa da gümrüklerde yeterli denetim mümkün olmamakta, analiz yapabilmek için akredite laboratuvarlara ulaşılamamaktadır." diyor.

AB´de her ürün için tek tek izin alınıyor.

Genetiği bozulmuş ürünlerin dünyadaki ekim alanı 2007´de 112 milyon hektarı geçti. Bunlar başta ABD, Kanada, Arjantin ve Brezilya olmak üzere 23 gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tarafından ekiliyor. AB ise bu tür ürünlerle ilgili önemli sınırlamalar getiriyor. Ticarî maksatla pazara genetiği değiştirilmiş ürün sürmek isteyenler yazılı izin almak zorunda. İzinli ürün- ler 2003´ten beri tek bir katalogda toplanıyor. Üye devletlerin bunlara karşı korunma hakkı var. 

Yazan Editör

Gıda Mühendisi

Didem SALİCİK

DİĞER HABERLER