MAKALE

Yayın Tarihi: 05.03.2012 Pazartesi 12:43:35

Bizler Talep Etmezsek Bu Gıdalar Üretilir mi?

Oğuz PELİKLİ

Bizler Talep Etmezsek Bu Gıdalar Üretilir mi?
 Son zamanların tartışılan popüler konularından biri de gıdaların raf ömrü veya doğallığıydı. Bu konuda çok yazıldı çizildi. Herkes bir şeyler söyledi. Kendilerini ünlü yapmak isteyen, bu tartışmalardan rant elde etmek isteyen herkes internette üç beş araştırma yapıp, üç-beş kitap okuyup kulaktan dolma bilgiyle bir anda gıda mühendisi, gıda bilimi konusunda uzman kesildi. Ne de olsa bizim ülkemizde herkes kendi mesleği dışında her şeyi çok iyi bilir. Bir bilmediğimiz kendi işimizdir. Onu (kendi işimizi) bir doğru dürüst yapsak ülkede sorun kalmayacak zaten ama bir türlü olmaz işte her şeyden anlamaktan kendi işimizden anlamaya fırsat kalmaz…

Bu konu hakkındakileri birçoğunuz biliyorsunuz. Ben aynı şeyleri tekrar edip hem sizleri sıkmak hem de klişe bir yazı yazmak istemiyorum. Ben her zaman olduğu gibi olaylara farklı bir pencereden bakıp gıda terörü-katkılı gıdalar-raf ömrü uzun gıdalar-ucuz gıdalar konusunda başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Serbest pazarda her şey arz talep meselesidir. Yıllar önce her şey daha doğal iken, katkı maddeleri ve ürün raf ömürleri az iken, halkımız hiç mutlu değildi. Salça küflenirdi söylenirdik, yoğurt sulanırdı-ekşirdi söylenirdik, peynir bozulurdu söylenirdik, domates iki gün dayanmazdı söylenirdik, süt dolapta iki gün dayanmazdı söylenirdik,  salatalıklar yamuk yumuktu söylenirdik, zeytinlerin yarısı siyah yarısı koyu kahverengi olurdu beğenmezdik. Biz küflenmeyen salça istedik, biz sulanmayan ekşimeyen yoğurt istedik, uzun süre dayanan meyve-sebze istedik. Böyle bir talep oluşunca, o talebe cevap verecek üretimlerde oluştu.

Markete gideriz, zeytin alırken en parlak ve hepsi siyah olanı alırız. Peynirin kaç kilo sütten çıktığı belliyken üç kuruşa peynir olsun ister ona rağbet gösteririz. Salça küflenmediği zaman birbirimize öve öve bitiremeyiz. Hâlbuki salça diye size içinde katkı maddesi olan sosu satarlar bir güzel alır afiyetle yeriz. Zahmet edipte arkasını okumayız. Kurutulmuş domates alırken en kırmızısını isteriz. Kuru kayısı alırken en parlak en canlı sarı renklisini isteriz. Kuru meyve-sebzelerdeki ekşi tadın kükürtten geldiğini bilmeden doğal tadı zannederiz, sanki yıllar önce bunları kükürtsüz doğal yollarla kurutup soframıza getiren anneannelerimiz babanelerimiz değilmiş gibi. Susamın kilosu belli iken ve ne kadar susamdan ne kadar helva elde edildiği belli iken kullanılan susamın yarı fiyatına satılan helvayı almaktan çekinmeyiz, rafta hemen yanında kalitelisi varken pahalı diye almayız. Etin kilosu belliyken üç kuruş paraya sucuk alırız…

Bu örnekleri sayfalarca sıralayabilirim. Bizler talep ettiğimiz ve rağbet gösterdiğimiz için bu ürünler şu anda pazarda. Şimdi bazılarınız, geçim sıkıntısından dolayı bu insanların bunu yapmak zorunda olduğunu söyleyeceksiniz.  Eskiden durumumuz uygun olmayınca (bu ürünlerin sahtesi yokken) bizler her şeye sahip olmazdık. Bugünkü kadar sık çikolatalar, sucuklar, sosisler, salamlar yiyemezdik. Paran varsa paran kadar gider alır yerdin. Olmayınca da alamazdın. Çok şükür onlarca nesil böyle ayakta kaldı kimse açından ölmedi. Kimsede bunlara sahip olmadığı için travma geçirip psikolojik danışmanlık almadı. O yüzden kimse bu konuda fakirlik edebiyatı yapmasın. Yaşamak eskiden daha zordu. Şimdiki kaç çocuk yamalı pantolon, parmakları dikilmiş çorap giyiyor. Kaç tanesi bir üst sınıfa geçtiğinde ağabeylerinin-ablalarının kuzenlerinin kıyafetleri ile okula gidiyor?

Bu ürünlerin piyasaya sürülmesinde bunu yapanların hiç mi suçu yok? Bunların piyasaya sürülmesine göz yuman kamu yetkililerinin hiç mi suçu yok? Tabi ki var. Ama her zaman için en etkin denetim mekanizması halkın kendisidir.  Eğer halkımız bilinçlenir ve bu tarz ürünleri talep etmezse bu tarz ürünler piyasadan yok olmaya mahkûmdurlar. Ama talep ettikleri ve rağbet gösterdikleri sürece var olmaya ve daha kötü olmaya devam edecektir.

Bilinçlenmek için okuyup araştırmamız lazım, yeni bir şeyler öğrenmek için çaba sarf etmemiz lazım. Ancak ülkemizin en temel sorununun okumamak, bilinçlenmemek ve araştırmamak; çaba sarf etmeden kulaktan dolma bilgilerle; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak olduğu düşünülürse doğal ve sağlıklı gıdalara olan hasretimiz ve ulaşma isteğimiz, “ah o eski günler” diye başlayan hikâyelerde kalmaya devam edecektir…