MAKALE

Yayın Tarihi: 16.01.2018 Salı 16:20:00

Evet her şey dahil!

Şengül PARLAK

Evet her şey dahil!

Tatilinize her şey dahil. Otelimizde gördüğünüz her şey dahil ekstra kavramı, oda hesabına ekle kavramı diye bir şey yok artık. Çünkü oda hesabı da yok artık. Tatilden önce ödüyorsunuz. Tatile gelince para kullanmıyorsunuz. Kulağa hoş geliyor sanırım. Bedavaymış gibi bir tatil.

Dünyada 1930’lu yıllarda başlayan her şey dahil tatil anlayışı, önceleri uçak bileti, transfer ücreti, konaklama ücreti ve otelin satış politikasına göre BB (Kahvaltı dahil), HB (Kahvaltı ve akşam yemeği dahil), FB (Kahvaltı, Öğle yemeği, Akşam yemeği dahil) olarak satışa başlayan bir sistem idi. 1950’li yıllarla beraber Club Mediterranean (Club Med) “Club Tatil” kavramı altında her şey dahil sistemini dünya genelindeki tatil köylerinde uygulamaya başlamış ve sistemin yaygınlaşması sağlanmıştır. Ülkemizde 1990’lı yılların başlarına kadar, ‘Clup’ tarzı bir anlayışla yavaş yavaş yiyecek, içecek, gösteri, eğlence gibi tüm aktivitelerin fiyata dahil edilmesi alışılagelmiş bir durum olmaya başlamıştı. Fakat 1990 yılları sonlarına doğru ülkemizdeki her konaklama işletmesi, her şey dahil sistemi benimseyip günümüze değin bu derece gelişeceğinden habersizdi.



Türkiye’de 1990 öncesi turizme baktığımızda birbiriyle iç içe olan kompleks bir sektördü. Konaklamaya gelen misafirler, otelin bulunduğu yöreyi tanır, esnafıyla arkadaş olur, diskosunda eğlenir, mağazasından alışveriş eder, A’la Carte Restoranlarında leziz akşam yemekleri yerdi. Sadece o yörenin tarihi eserleri dışında çevre illerin turlarına dahi katılırdı. Ben otelde çalıştığım zamanları hatırlıyorum da, müşterinin otelde geçirdiği vakit gerçekten de azdı. Her şey dahil sistemle birlikte bu saydığım her şey hariç kaldı. Çünkü misafir otelde bulunan aktivite ve yiyecekleri kaçırmamak adına dışarı çıkmaz ve gezmez oldu. Bu durum ülkemizin çektiği turist karakterini de değiştirdi. Turizmden para kazanan diğer sektörleri de umutsuz hale getirdi.

Ben size otellerdeki her şey dahil olan her şeyin sadece yiyecek, içecek kısmından biraz bahsetmek isterim. Açık büfede her şey var, ama her şey. Oteller, misafirlerinin önce gözlerini doyurmayı amaç edinmişlerdir. Bunu nasıl yaparlar? Meyveleri oyarak ya da balmumundan yeme içme kompozisyonlu gösteri heykellerini rengarenk açık büfelerinin her yerinde sergilerler. Sonra bir ürünün en az beş on çeşidini büfeye koymalıdırlar ki, misafir öncelikle her şeyi bol görsün. Mesela bir peynir. Peynir deyip geçmeyin bu üründen beş metre büfe yapılabilir. Ezine, kaşar, beyaz, otlu, çörek otlu, erimiş, burulmuş, üçgen kesilmiş, kare kesilmiş, rokfor, çökelek ya da lor bu liste uzar gider. Bu sadece bir ürün.

Akşam yemeğine bakarsak, üç ana malzememiz var. Tavuk, kırmızı et, balık, bu malzemeden en az elli çeşit yemek çıkarılabilir. Çok da lezzetli yemekler ortaya çıkar. Yeter ki otel kırmızı et yerine soya ya da bildiğimiz balıkların dışında aslında normalde tercih etmediğimiz ya da bilmediğimiz balıklar, mesela köpek balığını yemeklerde kullanmasın. Her konaklama işletmesi gücü kadar her şeyi dahil eder aslında. Aslında dahil ettiklerini biz her şey zannederiz. Ne yazık ki, çoğu gücü yetmeyen oteller, ızgaralar ve fast food ile elinden geldiği kadar her şey dahile dahil olur.



Sırf bu sektörden para kazanmaya, hayatta kalmaya çalışmak için. Bu sistem ülkemizin nice güzel yemeklerini, sofralarını, görmeden tatmadan ülkeye gelmiş ve sadece otelde zaman geçirmiş bir turist kitlesini ülkemize çeker. Bazı büyük işletmeler, gerçekten de her şeye, her şeyi dahil ederler. Onların mali gücü buna yetecek durumdadır. Ve misafir portföylerini, fiyatta ve kalitede ödün vermedikleri için yukarıda tutmaktadır. Bu işletmelerin yiyecek içecek bölümleri de profes yonel olarak işi yürütmekte, lezzete ve sunuma önem vermektedirler.

Öyle ki, her akşam yemeğinde ayrı ülke konusu işleyen, mesela haftanın yedi günü ayrı ülke büfeleri hazırlayan, bunları profesyonel şovlarla misafire sunan, ya da bizim geleneklerimizi, kıyafetlerle kendi mutfağımız konseptini yansıtan işletmeler de vardır. İşte bu işletmeler her şey dahilin zamanımızda geldiği son noktadır.

Her şey dahil sistemin, nasıl olsa parasını verdim anlayışıyla misafirlerin aşırı yiyecek ve içecek tüketerek hem kendi sağlıklarına hem de çevreye zarar verdikleri konuya başka bir açıdan bakmayı da gerekli kılmaktadır. Araştırmalara göre, misafirler ilk gün büfeden aşırı yemek alıp çoğunu tabakta bırakmaktadırlar.

Sonraki günlerde bu oran düşmekte, yemek seçiminde daha özenli davranmaktadırlar. Ne olursa olsun, yine de yemeklerin atık hale gelme oranı fazla surette olup, bu durum çevre kirliliğinde çok büyük etkendir. Aydın Adnan Menderes Üniversitesinin bu konuda yaptığı bir araştırmayla, durumun bilindiğinden daha vahim olduğu gözler önüne serilmektedir. Bu araştırmada Doç. Dr. Osman Nuri Özdoğan turizm işletmelerinde, toplam olarak yıllık 8 bin 355 ton atık yağ oluştuğu ve 66 bin 840 ton deterjanın doğaya karıştığını belirtmiş ve bu konuda önlem alınmasının ne kadar da gerekli olduğu göstermiştir.

Dünyanın, ülkelerin, insanların gelişimi üç yılda beş yılda olamıyor ne yazık ki… Gelişim bir olay değil süreçtir. Belki de tatil anlayışında da değişim gelişim sağlanacak, bunu zaman gösterecek. Çok yemek yemektense kaliteli, sağlıklı yemenin; havuz başında yatarak dinlenmektense görerek, öğrenerek, gezerek dinlenmenin insanlara keyif verdiği bir insan karakteri, insanlar topluluğunu yaratacak, o topluluk da arzın talebe göre şekillendiği bu dünyayı değiştirecek.

Etiketler Evet, her, şey, dahil!,