MAKALE

Yayın Tarihi: 02.10.2012 Salı 17:36:16

Fransa’daki GDO Mısırda Kanser Araştırmasının Düşündürdükleri

Misafir Yazar

Fransa’daki GDO Mısırda Kanser Araştırmasının Düşündürdükleri
“Food and Chemical Toxicology” dergisinin 19 Eylül 2012 sayısında, Gilles-Eric Séralini ve arkadaşlarının Fransa’da yaptığı “Roundup yabancı ot ilacının ve ona dayanıklı GDO mısırın uzun vadede zehir etkisi” araştırmasının kısmen yayınlanan sonuçları verilmiştir. Araştırma konusu “roundup” yabancı ot ilacına dayanıklı transgenik NK603 (Roundup Ready) mısırın değişik kombinasyonlarda belirlenen seviyelerin kanser testlerinde kullanılan farelerdeki bazı sağlık gözlemleri oluşturmaktadır. Deneme materyal ve seviyelerini 10’ar tek fareden oluşan erkek ve dişi guruplarda NK603 mısır (gdo), NK603 isogenik (normal, kontrol) ve bunların farklı üç doz roundup (glyphosphate) kombinasyonları oluşturmuştur. İki yıllık bu araştırma sonucu genetiği değiştirilmiş mısırla beslenen farelerin daha genç öldüğü ve daha sık kansere yakalandığı yorumu yapılmıştır.

Fransız hükümetinin dahi “konu üzerine çalışmaların devam etmesi gerektiğini” dile getimiş, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi'nin (EFSA) konuyu detaylı bir şekilde inceleyeceğini beyan etmişdir. Buna rağmen gerek ulusal ve gerekse uluslar arası basının mal bulmuş mağribi gibi, toplumu tedirgin edecek şekilde “GDO'lu mısır kanser yaptı“ gibi gerçek dışı, yanıltıcı başlıklarla haberler geçmişlerdir. Doğal olarak bu haberlerden etkilenen bazı mekanizmalar AB’nin GDO’lu ürün ekiminin ve hatta ithalatının hemen durdurulması gerektiği hususunda harekete geçmişlerdir. Paralel yayınlara ülkemizde de raslanmıştır. “GDO'lu mısır kanser yaptı”, “GDO zehirdir” gibi başlıklı haber, birçok yayın organında yer bulmuştur. Bilindiği gibi ülkemizce de yem maksatlı olarak transgenik (GDO’lu) soya ve mısır ithalatı yapılmaktadır. 2011 yılı verilerine göre dünya işlenen topraklarının % 16 sının karşılığı 160 milyon hektarda bu kategori ürünler yetiştirilmiş ve bu güne kadar herhangi olumsuz bir olaya rastlanmamıştır.

Fakat tüm dünyada, araştırıcısının kimliğinden yayınlanma biçimine, denemenin kurgulanmasından deneme desenine, istatistikî değerlendirmeden yorumuna kadar özellikle uzman bilim adamlarınca öyle bir eleştiri yağmuruna tutuldu ki bunları, bilimsel gazeteciliğin pek gelişmediği ülkemizin okuruna duyurmamak büyük kayıp olurdu. O nedenle söz konusu araştırma ile ilgili bazı görüşleri aşağıda özetlemekte yarar görülmüştür.


- Araştırıcı fanatik bir GDO karşıtı gurup mensubudur. 1997 yılından beri GDO karşıtı kampanyalar yürütmektedir. Son araştırması da kendi kurduğu bir dernekçe desteklenmiştir. Birçok yayını EFSA tarafından (savlarının verilerince desteklenmediği gerekçesiyle) red edilmiştir. Araştırmanın kurgusu, bir bilim adamına göre acaip, kuşkulu ve “korku salma” amaçlı olarak nitelendirilmektedir. Araştırcının önümüzdeki haftalarda yayınlanacak “All Guinae Pigs!” kitabının hemen öncesinde böyle sansasyonal bir yayını yapması düşündürücüdür;

- Araştırmada kullanılan fareler kansere karşı duyarlı, zaten ömürleri iki yıl olan Sprague-Drawley tescilli genotipine aittir. Bu gurup farelerde kendiliğinden kanser oluştuğu ve iki yıl içinde %80’inin öldüğü daha önceki araştırmalarla ispatlanmıştır. Özellikle verilen yem miktarının (araştırmada buna hiç yer verilmemiştir) fazlalığında kanser oranı daha da artmaktadır;

- Denemede kontrol gurubunun 20 ferdinden 5’i (% 25!) daha deneme esnasında kanserden ölmüştür. Test guruplarından bazılarının kontrollerden daha az ölüm gözlenmesi ilginçtir. %11, %22, %33 gibi roundup uygulama dozlarında düşük dozlarda, daha fazla ölüme rastlanması, denemenin sağlıklı bir yorumunu engelleyeceği açıktır;

- Denemede istatistikî değerlendirme için gerekli varyasyon katsayısı veya “asgari önemli fark”a yer verilmemiş ve istatistikî farka adeta değinilmemiştir. Kaliforniya’lı bir bilim adamına göre değerlendirme bir “fantezi istatistik“ yöntemi uygulanmış, tesadüfî bulgular gerçekmiş gibi yansıtılmıştır;

Ne ilginçtir ki araştırıcılar araştırma sonuçlarını, bulgularının tekrarlanıp tekrarlanamıyacağını düşünmeden yayınlamaktadırlar. Bu, gerek Árpád Pusztai ve diğer birkaç olayda maalesef bilim adına kötü bir örnek olarak yaşanmıştı. Fakat çok daha çarpıcı olan, bu tip bulguların doğrulanması gerektirğini bir türlü kabullenmeyen medyanın tavrıdır. Bunun da ana nedeni bilim gazeteciliğinin, her telden çalan köşe yazarlarına bırakılmış olmasıdır.


Diğer yazılarım: http://nacikgoz.wordpress.com


Yazar: Prof.Dr. Nazimi AÇIKGÖZ