MAKALE

Yayın Tarihi: 22.01.2018 Pazartesi 14:30:00

İnsancıl bir yaklaşım

Deniz İlknur Ardalı

İnsancıl bir yaklaşım

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, geçmişe göre teknik ve sosyal alanda her gün yeni biçim, düşünce ve anlayışın farklı boyutlar kazandığı bir yüzyıldır. Ülkemizde endüstri, dünyanın her yerinde olduğu gibi temel unsurdur. Endüstride temel amaç verimi yüksek seviyeye çıkarmaktır. Bu amacın elde edilebilmesinde çalışan insan ve onun sağlığı ve güvenliği en önemli faktördür. Ne yazık ki, insanlar iş kazaları sonucu yaralanmakta veya yaşamlarını yitirmektedirler. Diğer taraftan çalışanlar işyerinde bulunan ve işlerini yaparken kullandıkları alet-cihazlar ve bulundukları ortamdaki tehlikeler ve zararlı maddelerden dolayı meslek hastalıklarına da yakalanmaktadırlar. İş kazalarının, sadece bireysel olarak değil tüm işyerini hatta Çernobil Nükleer santralinde gerçekleşen örneğindeki gibi bazen komşu ülkelere de yayılan zararlara neden olduğu görülmüştür. Nitekim “işyerlerinde güvenlik kültürü” terimi, yaşanan bu kaza sonrasında literatüre girmiştir.

Başlangıçta iş sağlığı ve güvenliği fazla önemsenmeyen bir konu olsa da sonrasında iş verimini ve işletmeyi tehlikeye sokmasıyla önem kazanmış ve üzerinde düşünülmesi gerekliliği doğmuştur. Bu aşamada yapılan çalış- malar sonucunda işyerlerinde çalışma düzenini ve koşullarını kapsayan birtakım kurallar ve kanunlar yürürlüğe konmuştur.

İş güvenliğinin tanımı

Son dönemde yıldızı parlayan iş sağ- lığı ve güvenliğinin pek çok tanımının olduğunu görürüz. Bunların içinde en kabul göreni “işyerlerinde, işin yapılması sırasında, çeşitli sebeplerden kay naklanan, sağlığa zarar verebilecek şartlardan korunmak amacı ile yapılan sistemli, planlı ve bilimsel çalışmalar” tanımıdır. Başka bir deyişle iş sağlığı ve güven - liği; işçinin sağlık ve emniyetinin işyeri sınırları ve işin dolayısı nedeniyle do - ğan tehlikeler karşısında korunmasıdır diyebiliriz.

İş sağlığı ve güvenliğinin tarihçesi;

İş sağlığı ve iş güvenliği, üretim sü - recindeki ve toplum yaşamındaki değişimlere bağlı olarak gelişim göstermiştir. Çok uzun yıllar iş sağlığı ve güvenliği konusu hamama giren terler edası ile hafife alınmış, “işin gereği “ olduğu düşünülmüş ve hak ettiği ilgiyi yeterince görememiştir. Bu konuda ilk olarak Yunanlı düşünür Hipokrat (MÖ 460-370) madenlerdeki kurşun zehirlenmesi üzerinde durmuş ve Romalı Pliny (MS 23-77) kurşun ve kükürtün zehirli etkilerini ele alarak, ilk kişisel korunma aracı olan deri maskeleri yapmıştır. Ancak bilimsel esaslara dayalı olarak bu konunun ele alınması 17. yüzyılda İtalya'da Bernandino Ramazzini tarafından olmuştur.

Sonraları İngiltere'de buharın icadı ile başlayan sanayi devrimiyle birlikte iş sağlığı ve güvenliğine yönelik söylemler dile getirilmiş, bu dönemde artan insan gücü ihtiyacına bağlı olarak, çocuklar ve kadınlarda dahil tüm işçiler fabrika ve maden ocaklarında çok kötü koşul - larda iş kazalarına ve meslek hastalık - larına neden olabilecek etkilere maruz kalarak günde 16-18 saat gibi uzun süreler çalıştırılmışlardır. Buna bağlı olarak devlet, gerekli yasal düzenleme - leri yapmaya başlamıştır. 1833 yılında “Fabrikalar Yasası” olarak adlandırılan yasanın yürürlüğe girmesiyle işyerle - rinin denetimi için müfettiş atanması öngörülmüş, 9 yaşın altındaki çocukların işe alınması ve 18 yaşından küçük - lerin ise 12 saatten fazla çalıştırılmaları yasaklanmıştır.

1890 yılında, Rusya dışında 17 Avrupa devletinin katılımı ile Berlin Konferansı yapılmıştır. 1919 yılında, temel çalışma hakları, örgütlenme hakkı, toplu pazarlık, fırsat eşitliği ve çalışma hayatı ile ilgili diğer konularda asgari standartlar koymak amacıyla “Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)” kurulmuştur. Türkiye 1932’de Uluslararası Çalışma Örgü- tü’ne katılmıştır. 7 Nisan 1948 tarihine geldiğimizde “Dünya Sağlık Örgütü (WHO)” kurulduğunu görürüz. 7 Nisan her yıl "Dünya Sağlık Günü" olarak kutlanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, 9 Haziran 1949 tarih ve 5062 sayılı Kanunla Dünya Sağlık Örgütü Anayasası’nı onaylayarak WHO’ya resmen üye olmuştur. Uluslararası Çalışma Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü'nün de katkılarıyla olumsuz çalışma ve sağlık koşullarının düzeltilmesi amacıyla yasal düzenlemeler ve bilimsel çalışmalarla başlayan bu süreç, gelişkin ve kapsamlı bir İSG mevzuatının oluşmasına yol açmıştır.

Cumhuriyet Öncesi Dönemde İş Güvenliği

Kömür ocaklarındaki düşük üretimin arttırılmasından yola çıkılarak, çalışma koşullarının ağırlığı ve çok sayıda işçinin akciğer hastalıklarına yakalanmasını önlemek amacıyla 1865 yılında Madeni Hümayun Nazırı Dilaver Paşa tarafından bir tüzük hazırlanmıştır. Padişah tarafından onaylanmadığından bir tüzük niteliği kazanamayan Dilaver Paşa Nizamnamesi olarak bilinen nizamname, çalışma koşullarına ilişkin olarak getirdiği düzenlemeler yanında, madende bir hekim bulundurulmasını da hükme bağlamıştır. Bu sayede o dönemde yaşanan işçi azlığına çare bulmak adına koşulların iyileştirilerek, milletin tarla yerine madende çalışması hedeflenmiştir.

Tanzimat sonrası çıkarılan ikinci önemli belge olan Maadin Nizamnamesi de İSG açısından yeni ve önemli hususlar ortaya koymaktadır. Ancak ne var ki bu nizamnameler işverenlerce uygulanmamıştır.

Cumhuriyet Döneminde İş Güvenliği

Cumhuriyetin ilanından sonra ilk yasal düzenleme 2 Ocak 1924 tarih ve 394 sayılı Hafta Tatili Yasası olmuştur. Bu yasa Cumhuriyet döneminde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki ilk olumlu düzenlemelerden birisidir. 1926 yılında yürürlüğe giren Borçlar Yasası'nın 332.nci maddesi, işverenin iş kazaları ve meslek hastalıklarından doğan hukuki sorumluluğunu dile getirmiştir. Hizmet akdi ve işin düzenlenmesi ile ilgili yeni hükümler getiren bu yasa sosyal güvenlikle ilgili herhangi bir zorunluluk getirmemekle birlikle, iş kazası ve hastalık hallerinde işçi yararı- na bazı hükümler içermektedir.

Ülkemizde iş yasanın bulunmaması nedeniyle işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili hükümler taşıyan Umumi Hıfzı- sıhha Yasası ve Belediyeler Yasası 1930 yılında yürürlüğe konulmuştur. 1580 sayılı Belediyeler Yasası'na göre işyerlerinin işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden denetlenmesi görevi belediyelere verilmiştir. 1936 yılında yürürlüğe giren ve çalışma yaşamının birçok sorunlarını kapsayan 3008 sayılı ilk İş Kanunu ile ülkemizde ilk kez İSG konusunda ayrıntılı ve sistemli bir düzenlemeye gidilmiştir. 1946 yılında Çalışma Bakanlığı’nın kurulması ile İş Sağlığı ve Güvenliği konusu ivme kazanmış, 1971 tarihinde 1475 sayılı İş Yasası ve sonrasında 2003 yılında 4857 sayılı iş Yasası yürürlüğe girmiştir. Ülkemizde son olarak kapsamlı yönetmeliklerin de çıkmasına dayanak olan 6331 sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” 30.06.2012 yılında yayımlanmıştır. Uluslararası normları içeren bu mevzuat içerik bakımından oldukça yeterlidir. Gelgelelim uygulanması konusunda işverenlerce halen gereken hassasiyet gösterilememektedir.

İş Sağlığının ve Güvenliğinin Gereklilikleri;

İş güvenliği çalışmaları:

*Öncelikle, çalışanların can güvenliğini

*Daha sonra makine, araç ve gereçlerin güvenliğini

*İşyerinin güvenliğini

*Çevre güvenliğini

*Son olarak da üretilen malın güvenliğini kapsar.

İsterseniz iş sağlığı ve güvenliğinin önemi ve gerekliliklerine çalışan, işveren ve ülke ekonomisi aşısından değerlendirelim.

Çalışan açısından bakılırsa;

Başta vurgulamak isterim ki önceleri kullanılan “işçi “ kelimesi en son yürürlüğe giren 6331 sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” ile kamunun da mevzuata dahil edilmesi ile “çalışan” kelimesi ile değiştirilmiştir. Yeterli önlemler alınmaz ise, dünya ölçeğinde her 3 saniyede bir iş kazası, her 3 dakikada bir çalışanın meslek hastalığı veya kazadan öldüğünü düşünürsek, işyerlerinde en çok etkilenen kesim şüphesiz ki çalışanlardır. İş kazası sonucunda yaralanan veya sakat kalan çalışanlar kısıtlı gelirleri olduğundan, aldıkları ücreti de alamaz hale gelebilecektir. Bu durumda yükümlü oldukları aileleri ekonomik sıkıntılara maruz kalabilecektir.

Güvenlik ve sağlık önlemleri yeterli olarak alınan işyerinde, bu durumlar yaşanmayacağından çalışanın morali yüksek olacak, iş barışı sağlanacak, bu sayede iş verimi de artacaktır.

İşveren Açısından bakılırsa;

İşveren açısından küçük çapta bile olsa meydana gelen iş kazası iş akışını durdurarak üretimin aksamasına ve verimliliğin düşmesine neden olacak, sonuçta para ve üretim kaybının yanı sıra çalışanların iş motivasyonları da düşebilecektir. İşletmeye zarar verecek derecede olan kazalarda, işvereni daha kötü bir tablo bekleyecektir. Ayrıca sık yaşanan kazalar işyerinin kötü şöhretine de neden olabilecektir.

İşverenin iş güvenliği açısından maliyetleri nedir bir bakalım;

*Uygun personel istihdamı ya da hizmet alımı

*Saptanan eksikliklerin giderilmesi için yapılan harcamalar

*Donanım ve malzeme için yapılan harcamalar

*İş güvenliği eğitimi için yapılacak harcamalar.

Güvenlik önlemlerinin alınması evet bir noktaya kadar işletmeye bir maliyet yükleyecektir. Ancak; işletmedeki çalışma koşullarının iyileştirilmesi iş kazalarını ve meslek hastalıklarını azaltarak genelde maliyetlerin düşmesini ve ürün artışlarıyla birlikte verimliliğin artmasını sağlayacaktır. Böylece yapılan güvenlik harcamalarına kıyasla daha fazla verimlilik artışı olacaktır. İş güvenliği feda edilerek kısa bir dönem için verimlilik artışı sağlanabilir. Ancak uzun dönemde etkin bir üretim gerçekleştirmek mümkün olmayacaktır

İş Kazalarının ve Meslek Hastalıklarının Sebep Olduğu Kayıplar ve Ekonomiye Etkilerine bakılırsa,

İşverenin durumunun ülke ekonomisi içinde önemi yadsınamaz. Bu durumda iş kazaları ve meslek hastalıklarının işverene maliyetini, genel olarak doğrudan ve dolaylı kayıplar olarak iki başlık altında toplayabiliriz:

Doğrudan Kayıplar;

*İş kazası anında yapılan ilk yardım masrafları

*Kazazedeye ödenen geçici ve sürekli iş göremezlik ödenekleri

*Kazazedeye veya ailesine ödenen tazminatlar

*Mahkeme giderleri.

*Ölümlü iş kazalarında uygulanacak cezai hükümlerin bedelleri

Dolaylı Kayıplar;

*İş gücü kaybı

*Üretim kaybı

*Siparişlerin gecikmesinden doğan kayıplar

*Üst makam ve hükümetçe yapılan soruşturma masrafları

Yapılan araştırmalarda, iş kazalarının %50’sinin kolaylıkla önlenebilecek kazalar olduğu, %48’inin sistemli bir çalışma ile önlenebileceği, %2’sinin ise önlenemeyeceği ortaya çıkmıştır. Bu da bizlere iş kazalarının %98 önlenebileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. Meslek hastalıklarının ise %100’ü önlenebilir olduğu bilinen bir durumdur. İnsanlar için oluşturulan ihtiyaç piramidine baktığımızda, yaşama ihtiyacından sonra güvenlik ihtiyacının geldiğini görürüz. Ülke ekonomisi açı- sından makine hammadde içerisinde insan, en değerli sermayedir. Kaldı ki, çalışanın hayatını ve sağlığını korumak her şeyden önce insani bir görevdir. Bana kalırsa atılacak en önemli adım, çalışanlara güvenlik kültürünü özümseterek, iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uymayı doğal alışkanlık haline getirmelerini sağlamak olmalıdır. Bu da ancak insan faktörü söz konusu olduğundan ve sürdürülebilir iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının gereği olarak mütemadiyen verilen eğitimlerle olacaktır. Bu sayede çalışanlar, gerekli durumlarda korunmayı kendileri talep edecektir.