MAKALE

Yayın Tarihi: 16.11.2011 Çarşamba 12:19:33

Kişiye özgü beslenme: Nutrigenetik

Misafir Yazar

Kişiye özgü beslenme: Nutrigenetik
            -          Neden yemiyorsun?
            -          Bende kanser yapıyormuş, yemesem daha iyi.


     Tamam, belki biraz abartmış olabilirim ama uzmanlara göre böyle diyalogların yaşanacağı günler hiç de uzak değil. Ne yiyeceğimize karar verirken bazen çok zorlanabiliyoruz. Binlerce çeşit arasından karar verirken damak tadımız, sağlığımız, günlük aktivitelerimiz gibi birçok etken öne çıkıyor. Zaman içinde kararlarımıza yön verecek, bizleri daha da müşkül bir hale sokacak bir faktörümüz daha olacak gibi görünüyor: Genlerimiz.

    
İnsan genom projesinin tamamlanması diğer bazı bilimlerde olduğu gibi beslenme biliminde de önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Böylece genlerin, karakterlerimizi belirlemenin yanı sıra kronik hastalıklara yatkınlığımızda da rol oynadığı anlaşılmıştır. Asıl ilginç olan ise yaşam tarzımızın ve beslenme alışkanlıklarımızın hastalıkların ortaya çıkmasında önemli bir role sahip olması. Her ne kadar kronik bir hastalığın ortaya çıkmasında genetik yatkınlık önemli bir faktör olsa da hastalığın oluşumu için yeterli olmayabilir. İşte tam burada da beslenme ve çevresel faktörler veya daha genel olarak yaşam tarzı diyebileceğimiz faaliyetler belirleyici rol oynamaktadır.

     Mikro boyuttan başlayarak düşünürsek, mikroorganizmalar ortamdaki besinlerin yeterliliğine göre sayısız fonksiyonun gerçekleştirilebilmesi için gen ekspresyonunu değiştirmek suretiyle gerekli hücresel proteinlerin üretimini düzenleyerek koşullara cevap verebilmektedir. Nutrigenetik kavramı, insanların da benzer şekilde tükettiği besinler sonucu gen ekspresyonunda değişiklikler olacağı görüşünü temel almaktadır. Nutrigenetik, besinler ile bireyin genetik yapısına bağlı kişisel özellikleri arasındaki etkiyi ve bireylerde besinlere yanıt farklılıklarını incelemektedir. Nutrigenetiğin temel amacı özgül diyet bileşenlerinin bireye yararı ve verebileceği zararı göz önüne alarak önerilerde bulunmak ve uygun beslenmeyle hastalıkların tedavi edilmesi hatta ortaya çıkmasının engellenmesidir.

 

Nasıl oluyor da yediğimiz gıdalar genlerimize etki ediyor?

Basit olarak cevaplamak gerekirse, tükettiğimiz gıdalarda bulunan biyoaktif bileşenler hücrelerden geçerek çekirdeğe ulaşmakta ve DNA ile etkileşim sonucu RNA trankripsiyonunu ve sonuç olarak protein translasyonuna etki etmektedir. Bu etki sonucunda gen ekspresyonları farklılaşarak hastalıkların oluşumunu hızlandırabilmekte veya engelleyebilmektedir. 



     Her ne kadar etnik gruplar arasında benzerlikler olsa da insan genomu bireyler arasında farklılıklar göstermektedir. Poliformizm adı verilen ve bireyler arasındaki sağlık farklılıklarına neden olduğu düşünülen DNA dizilişindeki farklılıklar, aynı diyeti uygulayan bireylerin farklı tepkiler vermesinin de temel nedenidir. Bu durumu, aynı diyette aynı miktarda doymuş yağ asidi tükettiği halde kolesterol miktarlarının aynı miktarda değişmediği şeklinde düşünebiliriz. İşte bu poliformizmler, nutrigenetiğin de temel ilgi alanını oluşturmaktadır. Proteomik, transkriptomik ve metabolomik yöntemler ise nutrigenetik araştırmalarda en çok kullanılan yöntemlerdir.

     Kardiyovasküler hastalıklar, obezite ve hipertansiyon, nutrigenetik biliminin halihazırda ilgilendiği rahatsızlıkların başında gelmektedir. Gen ekspresyonunda değişikliklere yol açtığı düşünülen besinlerin başında ise folik asit, alfa lipoik asit, flavonlar, yağ asitleri, çeşitli mineraller gelmekte ve diğer potansiyel birçok besin üzerinde de çalışmalar devam etmektedir. Örneğin, folik asitin DNA metilasyonunu, flavonların mRNA sentezini etkilemek suretiyle gen ekspresyonunu etkileyebileceği düşünülmektedir. Günümüz itibariyle fare ve domuz gibi hayvanlar üzerindeki çalışmalar umut verici olsa da insanlar üzerindeki çalışmalarda henüz yeterli değildir.

     Peki, her şey yolunda giderse gelecekte bizleri neler bekliyor? Doktor DNA’mızı test edip kanser, kardiyovasküler hastalıklar ve diğer bazı kronik hastalıklar için risk taşıyıp taşımadığını anlayacak ve buna uygun diyet önerilerinde bulunacaktır. Evet, beklentiler bu yönde ancak bu işlemlerin söylendiği kadar kolay ve ucuz olmayacağını söylersek de yanılmış olmayız sanırım. Her yeni gelişmeyle birlikte yararlar yanında zararların da olacağı muhakkak tabi. Yapılan öngörülerde özellikle genetik bilgilerin gizliliği ve etnik ayrımcılık gibi sorunlar ön plana çıkmaktadır. Buna yönelik insan vücudundan alınan örneklerin ve kişiye ait verilerin saklanabileceği biyolojik bankaların kurulumu ve işletilmesi gibi fikirler üzerinde durulmaktadır. Bakalım zaman ne gösterecek…  

 



Yazar: Ömer ÇELİK