RÖPORTAJLAR

Röportaj Tarihi: 02.04.2018 Pazartesi 09:55:00

Yaratıcı karakter

Yaratıcı karakter

KONUK: Gamze CİZRELİ

RÖPORTAJ: Hande PUSAT

Hayata sıfırdan başlayarak Cafemiz, Kuki, Quick China, Big Chefs gibi birçok markanın yaratıcısı, Gamze Cizreli ile girişimcilik ve başarı hikâyesini konuştuk.

Ardı ardına sıralanan başarılı girişimcilik öyküleriyle dolu bir geçmişiniz var. Hikâyenizi bir kez de sizden dinleyebilir miyiz?

Diyarbakırlı bir ailenin kızıyım. Babam doktordu, 2 sene önce kaybettik. Annem ev hanımı. Ankara’da büyüdüm. ODTÜ İşletme Fakültesi mezunuyum. Sonra herkes gibi benimde profesyonel iş hayatı deneyimim oldu. Ardından eski ortağım ve aynı zamanda eski eşim ile Ankara’da 1993 yılının sonundan başlayarak, yine yiyecek-içecek sektöründe Cafemiz, Kuki, Quick China, DKNY’nin Ankara temsilciği gibi aslında Ankara’nın sosyal hayatını çok değiştiren pek çok marka yarattık. Sonrasında 2005 sonu, 2006 yılında kendi kanatlarımla uçmaya başladığım ikinci girişimcilik dönemine girdim. 2007’de Big Chefs markasını kurarak yoluma tek başıma devam ettiğim bir dönem başladı. 2007’nin aralık ayında ilk şubemizi açtık. Bugüne geldiğimizde, 17 Şubat’ta açılan İzmir 3.şubemizle birlikte 40 adet şubeyle yolumuza devam ediyoruz. 2200’ü aşan çalışan, Türkiye dahil 4 ülkede hızla yayılan bu zincirin hem CEO’suyum, hem kurucu ortağıyım. Bu şekilde yoluma devam ediyorum.

Big Chefs ile her şeye sıfırdan başlayarak bu yola tek başınıza çıkmak sizi hiç korkuttu mu? Markayı yaratırken bu kadar başarılı olacağını öngörmüş müydünüz?

Öyle bir dönemde tekrar bir ayağa kalkma mücadelesi veriyorsunuz. Çok samimi söylemek gerekirse, bu kadar büyüyeceğimi bende tahmin etmiyordum, hayal etmiyordum. Ama tekrar ayağa kalkabileceğim inancı her zaman içimde vardı. Ankara’da 4 şubeye ulaştıktan sonra işte o içimdeki büyüme ve girişimcilik ruhu var ya ‘hadi İstanbul’da gideyim, ulusal marka olmanın yolu İstanbul’dan geçiyor diyerek’ buraya adım attık. Burası yurt dışını getirdi. Şimdi benim de hayal edemeyeceğim bir noktaya geldik, ama burası için hedeflerimiz halen çok büyük.

Yeni bir marka yaratma ve hayata geçirme sürecinde sizi en çok zorlayan nokta ne oldu?

Sermayeniz, öz kaynağınız yoksa hakikatten Türkiye’de çok kolay bir iş değil. Türkiye’de kendi üzerinize bir gayrimenkul yatırımınız yoksa banka kredisi almakta çok zorlanıyorsunuz. Aslında Big Chefs’in adını, markasını, dekorasyonunu, açık mutfağını, menüsünü her şeyini yarattıktan sonraki o parayı bulma süreci, benim en zorlu sürecim oldu. Yoksa markayı yaratmak benim için çok daha kolaydı. İsmini ben buldum. Benle birlikte çalışan 3 tane şefin adına kurulmuş bir markadır. Sermaye erişiminde çok zorlandım. En büyük zorluğum o oldu.

Big Chefs’in müşteri profilini nasıl tanımlıyorsunuz?

Aslında Anadolu’da birçok ilde olduğumuz için, Big Chefs’in çok geniş bir müşteri kitlesi var. İstanbul’da da, beyaz yakalılar, benim oğullarım, annem, annemin arkadaşları… Öğlen beyaz yakalılar geliyor, öğleden sonraları hanımlar gün yapıyorlar. Bizim çok geniş bir müşteri kitlemiz var. Feminen, sıcak bir duruşu olduğu için, ağırlıklı olarak kadınlar bizim mekânımızı daha çok seviyor. Ama biz 7’den 77’ye diyoruz.

Big Chefs lezzetleri arasında sizin favoriniz nedir?

Ben Diyarbakırlı olduğum için Güneydoğu mutfağını çok seviyorum. Şu anda menümüzde olan kuru patlıcan dolması, etli yaprak sarması veya Antep’den yuvalama çorbası gibi biraz geleneksel yemekleri seviyorum. Tatlılarda da artık bizim alamet-i farikamız olan, diğer şubelerde de çok tutan balkabaklı cheesecake favorim.

Türkiye’de ve yurt dışında yeni şubeler için planlarınız arasında hangi bölgeler yer alıyor?

Bu güzel bir soru. Biz şu anda İzmir’de3.şubemizi açtık, İzmir’den sonra İstanbul’da 3 şubemiz daha var. Anadolu halen çok büyük bir fırsat, Anadolu’da büyümeyi istiyoruz. Eskişehir, Kayseri, Konya, Trabzon gibi bazı illerle görüşmelerimiz var. Onun dışında yurt dışında Körfez bölgesinde çok hızlı büyüyoruz. Suudi Arabistan da Mart ayı içerisinde 2.şubemizi açıyoruz. Ardından Kuveyt geliyor. Onun dışında Güneydoğu Asya planımız içinde Malezya, Endonezya var. O bölge aslında bundan sonraki 3-4 yıl içerisindeki hedefimiz.

Şubelerinizi Franchising sisteminde mi açıyorsunuz?

İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerde kendimiz açıyoruz. Anadolu’da franchising veriyoruz. Yurt dışında da bazı ülkelere franchising veriyoruz, bazı ülkelerde de JV dediğimiz joint ventura yani ortaklıklarla büyüyoruz. Böyle 3 ayrı sistemimiz var.

Restoran zincirinin ardından otel açmak için çalışmalara başladınız. Monden Otel ne zaman açılacak?

Aslında Dorom. co diye bir markamız var, öncelikle ondan bahsetmek istiyorum. O da bizim aslında dürüme farklı bir yorum getirdiğimiz, daha fast food veya QS dediğimiz hızlı mutfak konseptinde. Onunda şu an 2 şubesi var, 3. ve 4. açılıyor. Bu sene 14-15 tane açmak gibi bir hedefimiz var. Gelecek senelerde franchising sistemi ile büyüyecek yeni bir fast food markası, ondan da bahsedelim. Çünkü Dorom.co, Big Chefs’ten sonra 2. en büyük heyecan duyduğumuz markamız.

Evet, bir de otel projemiz var Karaköy’de. Tabi şu anda Türkiye’deki, İstanbul’daki turizmin içinde bulunduğu durumdan dolayı biraz daha yavaşlattık. Aslında 2017 de açmayı hedefliyorduk. Turizm umutsuz ve zor bir dönemden geçiyor ve 2017’de de düzelecek gibi görünmüyor. Dolayısıyla o yatırımı biraz daha 2018’e kaydırma kararı aldık.

Bu 3 markanın arkasından, yeni bir marka fikri daha gelir mi?

Tabi ki, ben marka yaratmayı çok seven biriyim. Konsantrasyonumuzu mevcut markalara vermekle birlikte, ilerde ihtiyaçlara yönelik olarak yaratıcı ve doğru ekipler ile neden olmasın.

Sizin yolunuzda ilerlemek isteyen genç kadın girişimcilere neler önerirsiniz?

En önemlisi doğru bir fikir ile yola çıkmak. Rekabet o kadar yoğun ki. Daha inovatif, daha yenilikçi fikir bulma dönemindeyiz. Kopyala yapıştır veya ‘ben onu taklit edeyim’ dönemi geçti ne yazık ki. Dolayısıyla yenilikçi iyi bir fikir ile yola çıkmak lazım. Sonra ona çok odaklanmak lazım. Ardından doğru iyi bir ekip kurmak lazım, tek başına hiçbir şey olmuyor. Parayı iyi yönetmek lazım. Yenilikçi yaklaşımlarla teknolojiyi işe adapte etmek gerekiyor. O kadar hızlı gelişiyor ki her şey. Benim bu markaya başladığım günlerde sosyal medya bu kadar etkin değildi, dijital pazarlama bu kadar önemli değildi. Bizde kendimizi yeniliklere adapte ediyoruz. Dolayısıyla farklı, inanmış bir ekip ile yola çıkmak gerekiyor. En önemli tavsiyelerim bunlar olacaktır.

Kadınların ekonomiye katılımı konusunda dünya geneline baktığımızda Türkiye hangi noktada yer alıyor?

Türkiye çok gerilerde… Kadın girişimcilik oranı %8 ile Afrika ülkelerinin bile gerisindeyiz. İşte bizim bu yaptığımız röportajlar, konferanslar, paneller çok önemli… Ben üniversitelere çok gidiyorum. Bir dönem ODTÜ‘de ders verdim. Tabi ki bu farkındalık ilerliyor, yine de erkeklerin zihniyetini değiştirmediğimiz sürece daha gidecek çok yolumuz olduğuna inanıyorum. Ama ben yine de ümitliyim. Bence biraz ilerleme kat ediyoruz ama yavaş ilerliyoruz.

Kadın Girişimcileri Derneği olarak, ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

Evet, biz KAGİDER’de Sevgili Sanem Hanım’ın başkanlığında, yönetim kurulu olarak bu farkındalığı arttırmaya çalışıyoruz. Çeşitli uluslararası platformlarda daha öncede bahsettiğimiz gibi kadın istihdamını arttırmak için iş dünyasına çağrılarda bulunuyoruz. En başta biz olmak üzere... Kadın girişimcilerine mentorlükler yapıyoruz, ki bu çok önemli. Onların bizim bu yaşadığımız zorlukları daha kolay atlatmaları için neler yapmaları gerektiğinden bahsediyoruz. Onlar daha şanslı aslında. Ben bu girişimciliğe başladığımda KAGİDER bile 2-3 yıllık bir dernekti. Şimdi çok geniş kitlelere ulaşan, farklı platformlar oluştu. Güçlü Kadınlar Konferansı gibi bir konferansın yapılması bile bu farkındalığı arttırmak için. Biz de KAGİDER’de kadınların güçlenmesi, kadın girişimcilerin artması, kadınların birbirine biraz daha destek olması adına, özellikle hem kamunun hem özel sektörün hem ulusal ve uluslararası STK’lar ile işbirliği yaparak bu bilinci daha fazla yerleştirmeye çalışıyoruz.

Peki, Gamze Cizreli evde nasıl bir kadın?

Her şeyden önce anneyim. İki tane oğlum var. Büyük oğlum şu an Amerika’da üniversite okuyor, bir de lisede oğlum var. Ben aslında evde tamamıyla iş kadını kimliğimden sıyrılarak, anne kimliği ile evdeyim. İş yoğunluğum çok fazla olduğundan eskisinden daha az ama mutfağa giriyorum. Bir de bütün gün mutfakta yiyeceklerin içerisindeyim, evdeki motivasyonum her geçen gün azalıyor. Yine de Big Chefs’lerde olmayan, yerel yemekleri yapmayı çok seviyorum. Kuru patlıcan dolması gibi bizim Güneydoğunun bazı yemekleri vardır. Bir tane de deniz mahsüllü ekşili makarnam var. Çocuklar çok seviyorlar, onu yapıyorum. Tek boş günüm olduğundan, pazar günleri mutfağa girmeye özen gösteriyorum. Her gün yemek yapayım gibi bir durumum yok. Yemekten iyi anladığım için, evdeki yardımcım da yemekleri benim tariflerime göre yapıyor. Yani evdeki yemek düzenimiz son derece yerinde. Uzun uzun yemek yiyoruz. Oğullarım da ben de yemek yemeyi seviyoruz.

Son olarak Food Time dergisi okuyucularına ve GidaGundemi. com sitesi takipçilerine neler söylemek istersiniz?

Sektörümüz hakikaten çok kolay değil. Özellikle bu son dönemde terörün, güvenliğin etkisi ile ve Türkiye’nin içerisinde bulunduğu siyasi, ekonomik çalkantılardan dolayı çok etkilenen bir sektördeyiz. Sizlere bu farkındalığı yarattığınız için, bu sektöre destek verdiğiniz için, bizlerin sesini duyurduğunuz için ben çok teşekkür ediyorum. Ülke olarak zor dönemlerden geçerken hepimizin çok daha fazla çalışması gereken bir dönemdeyiz. Ben buradan tüm okurlara, meslektaşlarıma eskiden 1 çalışıyorsak şimdi 3 çalışacağız diyorum. Eskiden şirkette ilk toplantımı 9 da yapıyorduk, bu sene 8 de yapıyoruz, 7’de evden çıkıyorum. Çok daha uzun süreler çalışıyorum, yenilikçi fikirler bulmaya çalışıyorum. Gün bekleme dönemi değil. Bütün sektörler için geçerli, bizim sektörümüz için de… Daha fazla katma değer yaratacağımız bir dönemdeyiz. Her şeyden önce çalışanlarımıza bir sorumluluğumuz var, yaşadığımız topluma, ülkemize sorumluluğumuz var. Bu sektörün daralması işsizliği arttıracaktır. Hiçbirimiz istemiyoruz, çünkü çok büyük bir ekonomiyiz. Bunların farkında olarak biz işletme sahipleri, kamu ve müşterilerimiz hep birlikte daha birbirimize kenetlenerek bu dönemleri atlatmayı ümit ediyorum.